İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

LİBERALİZM KAPİTALİZM SOSYAL ADALETTEN YANA MIDIR?

Sosyal sistemler sağlıklı toplumsal hayat düzeni kurmayı hedeflerler. En azından niyet budur. Toplumsal hayattın olmazsa olmazları arasında en önemli konulardan biri de toplumdaki sosyal adalettir.

Bu önemli konu günümüz dünyasını sarmalayan toplumsal sistem olan liberal kapitalist düşüncede ne derece bir öneme sahip sorgulamak gerek. Aslında ekonomi ağırlıklı bu sistem toplumun gelişmesini ekonomik büyümeye bağladığından, ana hedefi olan pazar payını arttırmaya odaklanmıştır.Bu hedef, liberal sistemin gerçekte sermayeden yana olmakla ve toplumun çoğunluğunu teşkil eden yoksul halk tabakalarının sorunlarını görmezden gelmekle eleştirilmektedir. Liberal düşüncenin önde gelen savunucularından Prof. Atilla Yayla liberal ekonomiyi eleştirenleri ekonomik hayatın gerçeklerini bilmemekle, piyasa ekonomisi hakkında bilgisiz olmakla suçlar. Bir zamanlar kendisinin de lanetler yağdırdığını, ama gerçeği öğrendiğinde adaletin, özgürlük ve refah ile fakirlerin en büyük dostunun bu sistem olduğu görmüş. Devlet müdahalesinin çözüm olmadığını, klasik söylem olan fakirliğin çözümünün ekonomik zenginleşmeden geçtiğini söylemektedir. Karşıtların  ise yoksulluğu nasıl çözülmesi konusunda somut öneri ortaya koyamamakla suçlamaktadır.*

Gerçek şu ki, fiyatların belirlenmesinde tek ölçü arz-talep olan liberal ekonomide, herhangi bir müdahale olmadığında, bu iş piyasanın insafına bırakılsa şimdiki ücretleri bile arayacağımız ortada. ** Sayın hocamız liberal ekonominin bir de bu ölçüsünü ve pazarın arz-talep dışında hak, hukuk, çalışanın insanca yaşama diye bir derdi olmadığını da öğrenseydi ne güzel olurdu. Bunların insanca yaşayacak bir ücret diye bir ölçüleri olmadığını nedense öğrenememiş. Bugün en gelişmiş liberal ekonomiye sahip ABD en bozuk gelir dağılımına sahip ülkeler arasında ülkemizle ayni seviyededir. Sadece tek fark, ekonominin çok fazla büyük olmasında dolayı, en alttakiler için uygun görülen ücretin bizim gibi ülkelerden daha refah yaşamaya yeterli olmasıdır. Sermaye ve o meşhur pazarı düzenleyen gizli elin bu konuyu düzenlemekle ilgili hiç bir gündemi yoktur. Merhamet gibi bir sözcüğün sözlüklerinde bulunmadığı kapitalism de, toplum için hayati konu olan bu problemi ancak o beğenmedikleri devlet müdahalesinin güçüyle çözmek mümkündür. Kapitalizmin kurucusu A. Smith ve F. Hayek gibi Neo liberalizmin akıl hocaları “Aman bu işlere devlet karışmasın sosyal adalet diye zenginden alır fakire verir  ” diye herkese akıl verdiklerinden, herkes için en uygun çözüm olan bu yol yeterince fark edilememektedir. Hayek’e göre, sosyal adalet anlayışı, devlet müdahalesini ve ilk müdahale de yeni müdahale gerekçelerini doğuracak, sonunda totalitarizme varan yol açılmış olacaktır. Bu uygulamalar, hukuk kurallarının herkes için eşit olmasını gerektiren hukuk devleti ve yasa egemenliği anlayışıyla da çatışmaktadır. Vatandaşlar arasında ayrıma giden sosyal adalet, bu yönüyle adaletsizlikten başka bir şey değildir.

Lafın kısası devletin sosyal adalet için yapacağı müdahaleleri hukuksuzluk saymaktadır.   Peki, çalışanları pazarın arz ve talebine, yani sermayenin insafına terk etmek neyin nesi. Açlık sınırının altında bir ücretle yaşamaya mahkum edilen insan çok mu özgür? İnsanı bu şartlarda bir  hayata mahkum eden baskıcı uygulamalar totaliterlik değil mi? Bakmayın siz özgürlük, demokrasi, eşitlik gibi politik söylemlerine. Liberallerin dosyalarında çalışanın, gelir dağılımındaki bozukluklar, toplum barışı diye bir sorun yoktur. Ekonomide hak, hukuk, yoksulluk, sosyal adalet, eşitlik, adaletli gelir dağılımı diye bir kavram tanımazlar. Bu konuları serbest pazarın arz ve talebine terk etmişlerdir. Onların tek derdi devletin yoksulluğu çözmek için ekonomik gidişe yapacağı müdahalelerdir. Liberaller tek uğraşısı sık sık sosyal adalet müdahaleleriyle devletin işlerine  karışmasının önüne geçmektir. Son yıllarda bu mantıkla küreselliğin önünü açacak  Anarko Kapitalizm, Minarkizm, Liberteryenizm gibi devletin müdahalesini sona erdirecek yönetim sistemleri geliştirmekle meşguller. Kamu işleri gönüllü ekiplerin işleriymiş, böylece sıfır vergiyle bu işler yürüyecekmiş.  Sağlıklı bir barış, hak, hukuk, özgürlük, insan hakları ve demokrasi ancak milli gelirin yüksek ve gelir dağılımının adaletli olduğu refah devletinde mümkün olduğu konusunda herkes hem fikirdir. Ancak liberal aydınlarımız bu fikirlere karşı olduklarını açıkça söylerler. 

Günümüz düşünürlerinden T.H. Marshall serbest piyasa ekonomisine sahip toplumlarda siyasal ve medeni hakların kullanılması için sosyal hakların geliştirilmesi gerektiğini ve bununda ancak refah devleti içinde mümkün olduğunu öne sürer ve buna karşın kapitalizmin yeniden yapılanması sürecinde yeni sağ ve neoliberal politikaların  refah devletine karşı politikalar ürettiğini belirtir.***Bakmayın siz ilk liberallerden sayılan John Locke’in  “öz-sahiplik”ten türettiği,  “hayat, hürriyet, mülkiyet” liberalizmin olmazsa olmaz kavramlarına. Kapitalizme payanda olunduğu müddetçe liberalizmin kulağa hoş gelen bu ilkeleri, gerçek hayatta sözde kalıp, birilerinin malı götürmesine kılıf olmaya hizmetten başka bir şey değildir .

Çevre sorunları nasıl kapitalistlerin inisiyatifine terk edilmeyecek kadar önemli bir gerçekse ekonominin işleyişi de bu anlayıştaki ekonomistlere terk edilmeyecek kadar önemli bir sosyal devlet görevidir. Bu işler  öyle, ” Sakın kimse karışmasın, özgürlük bozulur, totalizm gelir, serbestçe bir pazarda gizli bir el her şeyi çözer” mantığı ile bir yere varamaz. Her şeyi halledecek olan gizli el nedense pazar paylaşımına bir çözüm üretemedi ve I. ve II. Dünya savaşlarını bir türlü engelleyemedi.  Ben daha çok kapmalıyım anlayışlarını tatmin etmeye serbestleştirdikleri pazar ekonomisi kuralları yetmedi.  Pazardaki serbestliğin aslının, güçlünün zayıfın elindekini zorla gasp etmek olduğunu gerçeğini herkes anlamış oldu.   Geçmişten alınan bazı derslerle bu zihniyet  bu gün, neoliberalizm adı altında zor kullanmak yerine, derin politikalarla hala varlığını sürdürmektedir. Çünkü onlar kapitalist sistemin gereği daima kazanmaya programlanmışlardır. Hani şu meşhur “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” sözü uyarınca tıpkı vahşi doğadaki gibi müdahale edilmezse varacağı son nokta,  büyük balığın küçük balığı yemesi gibi, belli bir gurubun hâkimiyetindeki küresel tekelleşme ile kendi kendilerinin sonlarını hazırlayacaklardır.

Onlar için büyümenin tek yolu rekabettir ve rakiplerinin önüne geçmektir. Liberal ekonomi bunun tek bir çözüm yolu olduğunu söyler. O da maliyeti düşürmek, kaliteyi iyileştirerek pazar payını arttırmaktır. Onlara kapitalist ekonominin yetiştirdiği ekonomistler bu yolu göstermektedir.   Bu da çözüm için bir yoldur ancak hakça ve doğru olan, insanlığa faydalı olan yol bu değildir. Dikkat edilirse asıl amaç olan pazar payını arttırmak demek pazardaki diğer sermayeyi yok etmek demektir. Bu anlayış sermayeyi pazarda büyümek için hem çalışanı hem de diğer sermayeleri yok etmeye zorlar.  Bunun da adına rekabet derler. Maliyeti düşürmek için girdi sağlayanlar ve çalışanlarla, pazar payı için diğer rakiplerinle acımasız bir mücadeleye iter. İşte mücadele içine itilen insanın hak, hukuk, vicdan, paylaşma ve dayanışma  duygularını öldürmektedir.    Eğer bu model doğru ise, gelişen teknoloji ile üretimde otomasyon sonucu çalışan işçi kalmasın, pazarda her şeyi dengeleyecek olan  arz-talep, artan işçi arzından dolayı işçilik ücretlerini karın tokluğuna kadar düşürsün  görelim sonucu. Sermaye işçi çalıştırmaktan tamamen kurtulsun her şeyi robotlara yaptırsın. Onların ürettiği malı satın kim satın alacak? Bu durumda ölen talebi diriltmek için ya o çok sevdikleri servetlerinden yattığı yerde çalıştırmadan insanlara ücret ödemeye mecbur kalacaklar, ya da ekonomi duracaktır. Aksi taktirde olacak olan açlıktan toplumsal çatışma ve servetlerin yağmalanmasıdır. Kapitalizmde ekonomik büyüme için diğer çözüme bakalım. Rakiplerini rekabetle iflas ettirip, batırarak pazar paylarını kapmak. Bunun sonu da az öncekinden farkı yoktur. Ne kadar insan hakları, hak, hukuk, insanca yaşama, demokrasi dersek diyelim bu ekonomik anlayış değiştirilmedikçe bu dünyada çatışmaları durdurmak mümkün değildir ve başkalarının acımasız rekabet şartları altında pazarda silinip iflas etmeleri üzerine hiçbir vicdani sorumluluk duymayan bir ekonomik anlayışın kimse insani olduğunu iddia edemez. İşte bu çok övündükleri serbest pazar, insana ”Acırsan acınacak hale düşersin” egoist anlayışına meşru gösterip, egoizmi meşrulaştırarak, insanlık duygularını öldürmektedir. İşte “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar” anlayışının sonucu, vahşi tabiattaki gibi yaşamak için, diğerlerini yok etmek isteyen, vahşi hayvan mantığı gibi bir yöntem. Bu yöntem sosyal barış için gerçek tehlikedir. Ekonomiyi, egonomileştirerek çatışmayı el altından meşrulaştırmış oldular ve bunu adına da o meşhur  pazarda her şeyi düzene sokan “GİZLİ EL” ismini verdiler. İşte kapitalizmin o çok övündükleri, bir anlamda tanrılaştırdıkları gizli gücün aslı budur. Bakın her şeyi düzenleyen o meşhur GİZLİ EL aslında kime hizmet ediyor görelim:

“Boston Consulting Group’un (BSC) yayımladığı rapora göre dünyanın en zengin yüzde 1’lik kısmı küresel servetin yüzde 39’unu kontrol ediyor. BSC’nin raporuna göre küresel servet özellikle borsalarda yaşanan hızlı yükselişlerin ardından yüzde 7.8 artarak 135 trilyon dolara yükseldi. Raporda en dikkat çekici bulgu ise en zengin yüzde 1’lik dilimin 135 trilyon dolarlık küresel servetin 52.8 trilyon dolarlık bölümünü elinde tutması oldu.“**** Liberal kapitalizmin merkezi olan ABD’ye bakalım. ABD’de toplan milli gelir 16 trilyon dolara yakın (2011 yılı) toplam hane halkı varlığı, yani kişilerin zenginliği 70.3 trilyon dolardır. Şimdi bu varlığın gelir guruplarına göre düşen paya bakalım. Şimdi inanamayacaksınız ama ABD nüfusunun %80 bu varlığın  %2′e geri kalan %20 bu varlığın %92′sine sahip, % 5′lik üst gurup ise bu varlığın %69′una sahip. Daha da vahimi en tepe zengin %1′lik grup ise bu varlığın %42′sine sahip. Evet yanlış okumadınız durum bu. Sanırız bu kadar çarpık dağılım bir başka ülkede yoktur. Hele fakir bir Afrika ülkesinde hiç yoktur. Tekrar belirtelim bu kişilerin toplam varlığı-zenginliği idi. Yıllık milli gelir dağılımı da çok farlı değil. 2011 yılı göstergelerinde ABD’de en fakir %20 milligelirden %3.2 pay almakta, bu Türkiye’de %6.5, en zengin %5 ise gelirin %23.3′ü alırken ülkemizde bu payı % 8 ‘lik zengin kısım alabilmektedir.*****

İşte gizli elin yönettiği serbest ekonominin kime hizmet ettiğinin gerçeği. Liberallerin öve öve bitiremedikleri serbest pazar gerçeği bu.

Ancak ekonomide büyümenin farklı bir yolu daha vardır, birbirini yok etmeden ve sermayeye de maliyeti çok daha düşüktür. Bu da çalışanlara verilecek açlık sınırının üzerinde insanca yaşayacak uygun bir ücretin ayni zamanda pazardaki talebi canlandıracağından ve yüksek bir talebinde tüketimi arttıracağından, bu uygulamanın yoksulluğu çözdüğü gibi toplumsal barışa da katkı yaparak, sermayenin de büyüme sorununa çare olacağı çok açıktır. Hem ülkede açlık sınırının bin lira olduğu açıklanacak hem de asgari ücret 774 TL açıklanacak ne yaman bir çelişki. Ne dersiniz sonuçta daha adil bir gelir dağılımına ve sosyal adalete katkısı olmaz mı? Şu anda (15.05.2013) meclisteki politikacılar yeni hazırlanan anayasada asgari ücretten vergi alınmaması konusunda uzlaşması, yakın bir zaman diliminde açlık sınırının altındaki asgari ücretle ilgili önerimizin gerçekleşeceğini gösterecektir. Tabi bu özveri sermaye yerine yine sosyal devlet uygulamalarının bir neticesi olarak devlet kesesinden bir feragatle gerçekleşecektir. Bu kez sermayeden yine bir şey çıkmadı ve bu yazının aslında belirttiğimiz maliyetteki işçilik artışından kurtulmuş oldular.   

 

* Prof. A. Yayla, “Piyasa Ekonomisi ve Sosyal Adalet”, 03.02.2013.Zaman Gazetesi

**http://ekonomi.haber7.com/gundem-veriler/haber/1029462-isverenlerin-iskuru-rahatsiz-eden-tavri

***T.H. Marshall, Vatandaşlık ve Sosyal Sınıflar-2006

****http://ekonomi.haberturk.com/para/haber/849523-milyarderlerin-serveti-duman-oldu

*****http://ekonomi.milliyet.com.tr/abd-de-piyasaya-cikan-para-nereye/ekonomi/ydetay/1808057/default.htm

 

 

Category: Genel

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

23.071 views