İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

KİM DAHA MUTLU?

www.insanmedeniyeti.com

Bütün insanların ortak hedefi, hayatta kalmak ve bu hayatını mutlu bir şekilde sürdürmektir. Mutlu insan nasıl bir insandır diye düşündüğümüzde, sanırım hemen basitçe, aklımıza stresten uzak ve problemsiz bir insan gelir.

Stres ve problemin de, hayatımızı sürdürebilmemiz için gereken ihtiyaçlarımızın temininden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu tanımla birinci olarak,  “mutluluğumuzun büyük ölçüde ihtiyaçlarımızla bağlantısı vardır” diyebiliriz. İnsanın en büyük hedefi hayatta kalmaktır ve bütün çabasının temelinde bu istek yatar. Eğer insan bu hedeflerden vazgeçerse, yani hayatını sürdürmek istemezse, hiçbir ihtiyacı da, problemi de kalmaz.  Ancak bu da son derece büyük bir problemin varlığına delildir. Bu demektir ki kişi son derece mutsuz eden bir durumla karşı kaldı ve  aşılamıyacak derecede büyük bir problem  var. Bu farklı bir durum ve biz dönelim ihtiyaçlarımıza. Tabi bu ihtiyaçlar kişiden kişiye değişebilir, biyolojik olduğu kadar sosyolojik ihtiyaçlarımızda vardır. İnsanoğlu iyi şartlarda rahat bir hayat sürmek ister. Kendisini biyolojik ve sosyal açıdan sıkıntıya düşürecek gelişmelerden kaçar ve rahatlığa ulaşmak ister. İnsanın bazı maddi şeylerini kaybetmesinin yanında, sosyal açıdan saygınlığını, ailesini, bir dostunu kaybetmesi insanı üzdüğü gibi; güvende olup, maddi kazancının yanısıra insanlarla bir şeylerini paylaşıp  onların dostluğunu kazanması ve vicdanen yanlış yapmayıp kendisiyle de barışık olması da onu mutlu eder. Mutluluğumuz için acaba hangisi daha önemlidir. Aslında çok ta düşünmeye gerek yok. Yaşama küsmüş, canına kıyan insanların yüksek oranda bulunduğu ülkeler, ne kadar varlıklı olusa olsun  insanı mutlu etmediği ortadadır. Maddi servete çok fazla sahip olmayan ülkelerde, yaşama bağlı insanların daha fazla bulunması mutluluğun maddeye bağlı bir şey olmadığının göstergesidir.  Ünlü Forbes degisinin 2011 yılında yaptırdığı ankette kapitalizmin merkezi ABD’nin dünya mutluluk sıralamasında 10. ülke olması mutluluğun ne kadar maddi güçle ilgili olduğunun açık göstergesidir. Buradan hareketle ikinci olarak, belli bir ölçüden sonra, tek başına maddi doygunluğun, insanın mutluluğuna fazla bir katkı yapmadığı gibi aksine bu konuda insandan bir şeyleri aldığı söyleyebiliriz.

Neyin peşindeyiz?

Stres ve problem ihtiyaçtan kaynaklanır dedik. Mesele dönüp dolaşıp bu “İHTİYAÇLARIMIZ” ın neler olduğuna geliyor.  Biri, bir bisikletle mutlu olurken, birisi de uçakla yetinmeyebilir. Kimi insan mal, mülk peşindedir, kimisi varlık sahibi olduğu halde sağlık peşindedir. Bazıları için  rahat bir hayat sürmek yetmez, keyfince lüks, zevk, sefa peşinde sorumsuza yaşamak vardır. Bazen de insan yatı katı beğenmezken, doymak bilmez hırsına kapılıp daha fazla isterken, bazen hatalar yapar ve eldekileri de kaybeder. Kaçırdığı nimetlerin büyüklüğünü ve en büyük zenginliğin kanaat olduğunu o zaman anlar. Tıpkı insanoğlunun ilk imtihanı gibi. İlahi hikmettir, Allah ta insanın rahat bir ortamda yaşayarak mutlu olmasını istediğinden, onu sıkıntısızca bütün ihtiyaçlarını karşılayacak bir cennette yaratmıştır:

“Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın” dedik. (TA-HA: 116-119)

İnsana tehlikeyi de bildirmiştir. Ancak insanoğlu daha fazlasının peşine düşmüştür :

“Ama şeytan ona vesvese verip: “Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” dedi. (TA-HA:120)

İnsan körüklenen hırsına kapılıp daha fazlasını ister ve sıkıntı yani mutsuzluk başlar:

“Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.” (TA-HA:123)

Ve sıkıntılı dünya hayatı başlar. Ancak sıkıntılara karşı çözüm yolları da kendisine bildirilir. İşte yukarıda daha ilk insanın yaradılışında mutluluğun sırrı verilmektedir. Hırslarımız ve doymak bilmez egomuz başımıza bir çok sıkıntıları açmaktadır.  

 

Tercih bizim. Bir lokma bir hırka ile de yaşanır, saray gibi malikânelerde ve bilmem hangi pahalı markaların içinde de. Ancak hırsın sonu yoktur. Dizginlenemeyen hırs yukarıda ayette belirtildiği gibi insanı, “SONSUZLUK VE TÜKENMEZ BİR SALTANAT” peşinde koşturur. İşte dinler insanın bu çıkmazına dikkat çekerek kimisi sembolik olarak, “NİRVANA” yı hedefler, kimisi “BİR LOKMA, BİR HIRKAYI” yı hedefleyerek, insanı düşeceği tuzaklardan kurtarmaya ve azla yetinip, daha yüce hedeflere yönlendirmeye çalışır. Kuran’da bu gerçeğe çok güzel dikkat çekilmiş (91:7-10). Kimse korkmasın kazanma hırsı ve rekabet körüklenmeden de gelişme olur. Günümüzde insan aklının ortaya koyduğu en ileri medeniyet seviyesi diye övündüğü Batı kaynaklı sistem insanı “İHTİYAÇLARI SONSUZ” diye tanımlayarak, insan için son derece tehlikeli “HIRS VE EGOİZMİ” bilimsel bir gerçek gibi meşrulaştırmaktadır. Tabi bu medeniyet insan yerine, bindiği arabanın ve giydiği elbisenin markasına, oturduğu malikâneye, sahip olduğu servete değer verdiğinden, bu medeniyetin hedefi ölçüsüzce zevk ve sefa içinde yaşamak olduğundan, bu rüzgara kapılan insan da bu ihtiyaçların tutsağı olmaktadır. Böylece savunmasız insanın, ister istemez bunlara sahip olmak için hırslanmaktan başka seçeneği kalmayacaktır. Böyle bir ortamda yetişen insan, Kuran’da belirtildiği gibi, bütün hayatını bunlara taparcasına bu uğurda koşturmakla harcayacaktır (45:23-24). Dostluktan, yardımlaşmaktan, paylaşmaktan ve vicdanen barışık bir hayat cizgisini korumaktan uzaklaşan insan sonunda yalnız kalır ve serveti de ona fayda vermez olur. Sen kendini kurtarsan da, çoğu zaman diğer aile fertlerin bu tuzağa düşer ve seni de  mutsuz eder. Yani bu ateş kendini kurtarsan bile çoğu zaman aileden de vurabilir.  Batı medeniyeti insanın, insanlık yönü olan sosyal ihtiyaçlarını bir kenara atıp maddi ihtiyaçlarını ve hırslarını ön plana alarak her türlü sorunun çözümünde ekonomiyi esas almıştır. Bu açıdan, üçüncü olarak, Batı medeniyetinin insani olmaktan çok maddeci olduğunu söyleyebiliriz. 

Hangi sistemin insanı daha mutlu ?

 

Hedef en büyük olmak olunca, çağdaş uygarlık denen bu kapitalist medeniyet başkalarına karşı ACIMASIZ olmayı REKABET adı altında meşrulaştırılmıştır. Böylece herkes birbirinin geçmesi gereken rakibi durumundadır. Böyle bir ortamda gerçek dostluktan, yardımlaşmadan ve vicdani rahatlıktan söz edilebilir mi? Bakmayın siz Batı’da ücretlerin ve hayat standartlarının yüksek olduğuna. Bu lütuf değil kurdukları sistemin ana kanunu arz-talep dengesi sonucudur. İnsan yerine makine ve kapitalin korunması ön planda olduğundan, bütün işleri yapabilecek bir makine olsa kimsenin tek bir işçiyi çalıştırmaya niyeti yok. Zaten teknolojik gelişmeler bu yöne doğru gitmektedir. Ancak yakın gelecekte, Doğu ülkelerindeki ekonomik gelişmeden bütün Batı sermayedarları, çok sevdikleri ülkelerini ve insanlarını (!) terk edip, doğulu ülkelere göç ettiklerinde, geride işsiz kalanlar, şu günlerde eski sosyalist ülkelerde olduğu gibi, nefret ettikleri Sosyalist sistemi bile nasıl aradıklarına şahit olacağız. Bakalım o zaman her şeyi rekabet ve arz-talep temeli üzerine kuran serbest piyasa ekonomisini canı gönülden kimler savunacak? Sosyalistler zenginleşince, yani burjuvalaşınca hırslarına kapılıp sistemi yıktılar, kapitalistlerse fakirleşince sistemin ne belâ olduğunu anlamaktadır. Tabi sahip oldukları bütün değerleri yitirdikten sonra. Çok şeye sahip olduklarını sananlar, ellerinde kalan tek değer sandıkları “LÜKS HAYAT” ellerinden alındığında, hiçbir şeye sahip olmayan birer “TUTSAK” olduklarını yüz üstü bırakılıp terk edildikleri zaman iyice anlayacaklardır. Öyleyse hırsın körükleyicileri kim?   Yukarıda verilen ayette “HIRSI KÖRÜKLEYENLERİN KİMİN TEMSİLCİSİ OLDUĞU” ve hırsın peşine düşünlerin aslında kimin peşine düştüğü çok açık belirtilmiştir. Tutsağı olduğumuz şaşalı hayatın tetikçileri olduk. Şu an da bir elde kadeh, bir elde sigara kahkahalar atarak mutlu görünmeye çalışıp, çağdaş uygarlık nutukları atanlar, nasıl aldatıldıklarını ve uyuşturulduklarını yakında anlayacaklardır. O zaman göreceğiz Newyok’ lu Corc mu, yoksa dağ başında Elmalı Köyündeki Pomak Ramadan mı daha mutlu.  Mutluluğuzun temeli, maddeyi-kapitali değil “İNSANI ÜSTÜN TUTAN” bir medeniyet olduğunu söyleyebiliriz.

ABD’de Wall Street Hareketi’nin teorisyeni Yale Üniversitesi’nden Charles Eisenstein mevcut ekonomik yapının insana gerçek mutluluğu vermediği üzerine son yıllarda kafa yoran ve “Armağan Ekonomisi” kavramını ortaya atan kişidir. Mutluluk ve ekonomi arasında teorik yapı 1974 yılında geliştirilen Easterlin Pradoksu ile ölçülmeye başlandı. Easterlin, Avrupa, Amerika ve Japonya’da ekonomik büyüme ile mutluluk arasındaki ilişkiyi incelemiş ve sonuçta ekonomik olarak gelişmiş bu ülkelerin insanlarında mutlulukta ayni gelişmelerin olmadığını tespit etmiştir. Ekonomik gelişmelerin insanların hayatını kolaylaştırdığını ancak mutluluk düzeyine arttırmadığını ileri sürmüştür. 2001 yılında yenilenen araştırmada kişisel gelirin artması ile kişisel hedeflerinde arttığı ve bitmek bilmez bu koşuşturmada ise insanların mutluluğu yakalayamadığı görülmüştür.

2006 yılında Liz Eckerman Avustralya’da yaptığı araştırmada zenginlerin fakirlardan daha mutsuz olduğunu tespit etmiştir. Gerçek şu ki, “insan ihtiyaçları sonsuz  diyen kapitalist yanılıyor ve insanları yanlış yönlendirerek egoizmi kamçıladığı ortadadır. İhtiyaçlar değil ihtiras ve hırslar sonsuzdur. Bütün bunlar tüketimi kamçılamak içindir. Gerçekte tüketimin ve sahip olunan bir eşyanın verdiği mutluluk geçicidir. Bir müddet sonra bıkkınlık verir ya da daha gelişmiş bir şekli çıkar ve daha yepyeni olan eşya bir kenara atılarak yenisinin peşine düşülür. Bir koşturmacadır sürer gider. Gerçekte Yaradan sahip olunduğunda insanın bütün dertlerini bitirecek bir şey yaratmamıştır. Belki o cennettir. İşte Charles Eisenstein yazdığı “Kutsal Ekonomi” kitabında ortaya attığı “Armağan Ekonomisi” ile ihtiyacından fazlasını ihtiyacı olanlarla paylaşılmasını önerir. Toplumda itibar ve güvenin böyle kazanılacağını, mutluluğun ancak güven ortamında sağlanabileceğini, armağanların karşılıklı olduğunu, böyle bir toplumda negatif faiz olduğunu ve dayanışmanın olmadığı toplumlarda aidiyet duygusunun olmadığını, para eksenli toplumda insani ilişkilerin zayıfladığını ve asıl olanın toplumsal kâr peşinde koşmak olduğunu vurgular. *Bunlar bize çok yabancı şeyler olmasa gerek. Gerçek mutluluğun mutlu insanlar arasında olduğu ve insanları mutlu bir toplumda yakalanabileceği bir gerçektir. İşte böyle bir ekonomi, egonomi olmaktan kurtulur. Çözümün vakıf (insan) medeniyetinde olduğu çok açıktır. Bu da sorumlu insan modeli gerektirdiği ortadadır.

Mutluluğu tüketime bağlayan bir medeniyet, insanı “sonsuz ihtiyaç sahibi” olarak tanımladığında , bitmez tükenmez intiyaçları elde etmek peşinde koşturulan insanın, büyük çoğunluğunun bu mutluluğu yakalaması zaten imkansızdır. Geride kalan az sayıda varlıklı grup, biriktirdiği haramlarla obezite olanların da mutlu bir hayat sürmeleri mümkün değil. Başkalarının hakkı olan  haram servet onlara yar olmaz. Ya sağlık, ya iş, ya da aile gibi yönlerden huzursuz eder. Aslında ürettikleri birçok şey ihtiyaç bile olmayıp insanlara zorla tükettirmektedirler. Zavallı insanında ömrü bu lüks ihtiyaçları elde etme peşinde koşturmacayla geçer gider.  Aslında temel ihtiyaçlar için insanın çok fazla koşturmasına gerek yoktur. İnsanoğlu gerçekten ihtiyacı olmadığını anlayarak lüks tüketimden kurtulduğunda, daha fazla sıhhat ve afiyet bulacaktır. Gerçek mutluluk insanın içindedir ve mutlu olup olmadığı insanın seçeneklerine bağlıdır. İnsanın yaşaması için yemeğe ihtiyacı vardır, ancak insan yemek, zevk ve sefa içinde yaşamak için yaratılmamıştır. İnsanın insani yönü olan sosyal ihtiyaçları görmezden gelinerek, mutluluk adına boş yere bir sürü ihtiyaç peşinden koşturulmaktadır. Aslında mutluluğu tanımlamak son derece zor bir iştir. Çünkü mutluluk her insana göre farklı bir şeydir. Çünkü insan beklentileri çok farklıdır. Ancak mutsuzluğu tanımlamak çok kolaydır. Mutsuzluk: mutluluğu bir beklentiye bağlamaktır. Gerçek şu ki; dünyada sahip olunduğunda bütün sıkıntılardan bizi kurtaracak bir şey yaratılmamıştır.

* Murat Şeker, “Kutsal Ekonomiden Mutluluk Ekonomisine” ,15.02.2013 , Zaman Gazetesi

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

4.756 views