İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

KİM DAHA ÖZGÜR?

 

İnsanlık son üç asırdır en çok bu kavramları konuştu: esaret, özgürlük, kölelik, hürriyet, eşitlik, insan sevgisi ve insan hakları. Adına aydınlanma yüzyılları denilen bu yıllarda insanlık kölelikten ve esaretten kurtarılıp, hürriyet ve özgürlüğüne kavuşması konuşuldu.

Feodalite ve dinlerin etkin olduğu eski yönetimlerde insan, ya kralın ya da Tanrı’nın kuluydu. İnsanlık onların koyduğu yasalara uymak zorunda olan birer köleydi. İnsanın hiçbir değeri yoktu, eli kolu bağlı bir kuldu ve hür bir şekilde kendi mantığıyla düşünüp hareket etmesi mümkün değildi. Bunlar rasyonel akla sahip aydın bir insanın kabul edebileceği şeyler değildi ve insanlık bu esaretten kurtarılmalı ve özgürlüğüne kavuşturulmalıydı. Tabi gerçekten de bu yönetimlerde bireyin fazla hakları yoktu ve görünüşte bu eleştirilerin çoğu haklıydı.

Bu problemler daha çok Batılı ülkelerde miydi, doğulu toplumlarda bu problemler daha mı azdı, yoksa Batılı insan daha mı cesurdu bilemeyiz ? Ancak asıl başkaldırı Batı’da başladı. Feodalite ve din esaretinden önce bu toplumlar kurtularak hürriyet, demokrasi ve serbest ekonomik sisteme geçtiler. Bu sihirli kelimeler tüm insanlığı etkiledi ve arkasından diğer toplumlarda da ayni değişiklikler oldu. Tabi insanlık tarihinin en önemli değişimi olan bu sistemler kendiliğinden değişmedi ve bu uğurda bir sürü can verildi. Giyim kuşam, sanat, yönetim, ekonomi, ahlak, inanç, fikir, düşünce, bilim ve her türlü insani ilişkide, eski kural ve kalıplar yıkıldı. Özetlersek, insan aklı ve insan hırsının üzerindeki her türlü sınırlama kaldırıldı. İnsan dilediği düşünüp kendi arzularını gerçekleştirmenin önündeki her türlü engelden kurtarıldı.

Şimdi daha mı hürüz ?

Ancak bu gelişmelerin sonuçlarına baktığımızda hürriyet, özgürlük, insan hakları ve insan sevgisiyle bağdaşmayan, aksine bunları hiçe sayan uygulamalarla karşılaştık. Önce insan hırsının önündeki engellerin kalkması sonucunda zenginlik uğruna birçok ülkenin ve insanın esaret altına alınıp katledildiğini gördük. Daha sonraları şehirleşmeyle önü açılan  yeni medeniyetin farklı hayat tarzının büyüsüne kapılıp,  bizi tutsak eden feodal köy hayatından ve geniş aile bağlarının denetiminden kurtulduk. Kendimize ait evimizi ve işimizi terkedip, bir başkasının yanında çalışmaya ve bir çok kişinin bir arada yaşadığı apartman hayatına  mahkum olduk. Feodal aile ve köy baskılarının elinden kurtulunca, ipinden kurtulmuş  hayvanlar gibi, zevk sefa ve tüketim çılgınlığının peşinden koşar olduk. Herkese özgürlük vaad edildiği için sadece erkek  değil, kadın da özgürlüğüne kavuştu. Bir eve ve bir erkeğe bağımlılığı kalmadı. Aileden de ve çocuk yetiştirme tutsaklığından da kurtuldu. Çocuğunsa ana ve babaya ihtiyacı sadece parası içindi.

Herkesi evinden, eşinden ayıracak binbir tutsaklık tuzağı kuruldu. Kimimiz işinde yükselmek için şirketinin tutsağı, kimimiz gösterişli olmak için markaların tutsağı oldu. Servet ve mal mülk sahibi olalım derken, kendimizi on tane bankaya kaptırdık. Daha ilk maaşımızı alır almaz bir kaç yıllık borç esaretine düştük. Birileri bizleri üretimin, tüketimin, nefsi zevklerimizin kölesi, ellerindeki medya ile metalaştırdığı kültür ve simülasyonlarla düşüncemizi tutsak ettikleri halde hâlâ utanmadan “hürriyet-özgürlük” nağmeleri söylemesi kadar büyük sahtekarlık olamaz. Bu iki yüzlü sahtekarca gizlenen esarete karşı “kral çıplak” diye haykıracak aydınlar gerek. Teknoloji gelişmesiyle herşey hızlandı, her yere ve herkese ulaşmak an meselesi kadar kısaldı, ancak nedense hala kendimize ve ailemize ayıracak vaktimiz olmadı. Herkes o kadar meşgul ki, kimsenin kimseye ayıracak zamanı da yok, ayni binada yaşasa da kimse bir birini tanımıyor. En çok sevgiden söz ediliyor ancak herkes birbirine düşman oldu. Herkes birbirine yabancı, milyonların yaşadığı metropollerde tek başımıza kaldık. Birileri “hadi gel köyümüze geri dönelim” dese de mümkün değil, biz bunların gönüllü köleleri olmuşuz. Tıpkı bir sigara ve içki tiryakisi gibi bunlarla kendimizin gönüllü katilleri olduk. Kendimizi kuşlar gibi bağımsız ve hür sanıyoruz. Tabi Tutsağı olduğumuz kafesleri göremiyoruz. Herşeyimiz var görünse de aslında hiçbir şeyimiz yok. Önümüze konanı yiyoruz, şen şakrak ötüyoruz. Bülbülüm altın kafeste öter aheste aheste. Hala hürriyet, özgürlük diye feodaliteye meydan okuyoruz. Hangimiz daha hür acaba hiç düşünmüyoruz? Newyorkta yaşayan mı yoksa dağ başında Elmalı Köyündeki mi? Tek Tanrı’ya kulluğu reddedenler bugün bizleri yüzlerce tanrıya tutsak ettiler farkında mıyız? İnsanlık bunca mücadelenin sonunda ne elde etti ? Şimdi daha mı özgürüz? Küresel Derebeylerinin bizleri nasıl zincirsiz tutsak ettiğinin farkında mıyız? İnsan yaradılışı gereği zaten zaten en özgür varlıktır, yeter ki bu kısıtlanmasın. İnsanın bu özgürlüğünü kullanmasının önündeki en büyük engel yoksulluk yani ekonomik bağımlılıktır. Demokratik hayatın gereği diğer siyasi ve sosyal baskılar daha sonra gelir ve bunlar da siyasal rejimin insan için olmazsa olmazıdır. Bütün bu baskılardan kurtulan insan artık özgürdür ancak bu onun keyfince değil, sorumluluk bilincinde hareket etmesini gerektirir. Ancak önemli olan bunun bilincinde olarak sorumlu yaşamak ve SORUMLU İNSAN olmaktır.

 

 

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

5.613 views