İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

KAPİTALİZM, MARKSİZM VE İSLAM

www.insanmedeniyeti.com

İslam ekonomide insanların ihtiyacından fazlasını toplumla paylaşmasını ister ve ihtiyacından fazla servet biriktirmeyi onaylamaz.  Komünizm ise, insanların ihtiyacından fazlasını toplumla paylaştırır ve ihtiyacından fazla servet biriktirmeyi engeller.

Marsizm insanlık tarihindeki kavganın temelinde mal-artı değer biriktirme olduğunu söyler. Kuran’da boş yere bu konuda 100 civarında uyarı boşuna değil. Her iki sistemin ortak özelliği zenginliğin belirli ellerde toplanmasına karşı olmaları ve gelir dağılımında adaleti savunmalarıdır. Ekonomide kazancın hakça paylaşımı insanlığın temel sorunudur.  Ekonomik problemlerin çözümüne insanlık tarihinde kafa yoran herkesin nihai çözümü bu olduğu gibi aklın yolu da birdir. Marks batı dünyasında, sömürgeci zihniyete karşı, felsefe yapmaktan ileri gitmeyen bir sürü düşünür arasında elle tutulur tek çözüm üretmiş aydın kişidir. Marks ufak bir uygulama farkı ile ekonomik sorunlara İslamla paralel bir çözüm önermiştir. İslam fıtrat dinidir, akılla çelişmez iddiasının en güzel bir örneği de budur. Birinde bu çözümü öncelikle insanlara benimsetilir  ve gönüllü uygulamalara hazır hale getirir, diğerinde ise kurduğu sistemle bunu devlet eliyle zorla uygular. Tabi İslami esaslara duyarlı bir devletin de yapacağı, kazancı hakça bölüştürmektir.  Bunun tarihte örneği, geçen yüzyıllarda insan için en önemli sermaye olan toprak üzerinde, Osmanlı’da (Neredeyse tüm İslam topraklarını kapsar), topraklarının önemli bir kısmında özel mülkiyetin olmamasıdır ve gönüllü vakıf sistemleridir. Ancak, İslam’da özel mülkiyet komünizme göre biraz daha geniştir, özel girişimcilik ve serbest ticaret anlayışına karşı değildir. Bu durum insandaki girişimcilik ruhunu öldürmeyen ve fıtrata daha uygun bir yöntemdir. “Mülk Allah’ındır, insan emanetçidir” buyruğundan  hareketle Osmanlı’da toprakların büyük bölümü kamu malı olup ancak işlemek ve pazara sunmak özel girişimle olmaktadır ve gönüllü vakıflar aracılığıyla ihtiyacından fazlasını halk için harcamaktır. Böylece asıl olan, gelir dağılımını, zora dayalı sermaye sahibi-sendikal mücadeleden ziyade, sosyal devlet uygulamalarıyla çözülmeye çalışmaktır. İşte bu anlayıştan dolayı Osmanlı’da, Batı’da olduğu gibi aristokrat ve burjuva sınıfı oluşmamıştır.*

Ücret  insanın en temel hakkı olan hayat hakkını belirleyen en önemli göstergedir ve bu önemli hak ekonomik piyasaların vicdanına ve rekabet ortamına terk edilemeyecek kadar kutsal bir değerdir. Tabi şu yanlış anlaşılmamalı, ele geçen varlıkla üretimi arttırmak ve yeni yatırımlarla yeni iş sahaları açmak ta bu paylaşımın içine girer. Kapitalist zihniyet ise zaten sorunun temelini oluşturur sadece kendi çıkarını düşündüğünden ve maddeyi tanrılaştırarak, güce taptığından gelir dağılımındaki adaletsizlikleri bir sorun ve eşitsizlik görmez. Onlar her türlü fiyatı insafsızca işleyen piyasanın, acımasız rekabetine terk etmişlerdir. Bir ülkenin zenginliklerini zorla gasp  edip insanlarını köleleştirmekle de olsa maddi güç biriktirmeyi suç saymazlar. İslami düşüncenin tam zıddı nedir dense karşılığı tam olarak kapitalist düşüncedir. Kapitalizm, zenginleştikçe çalışana da bir şeyler verilecektir, kendine lütfedilenle çalışan yetinmelidir mantığı ile hareket eder. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” yani “insan egosunun önünü açın, kimse ahlak, sosyal adalet falan deyip te ona kimse engel olmasın, bu ara size de bir şey düşer”mantığı ile hareket eder. Buna rağmen,  insanlar kapitalizme baş kaldırıp sosyal hakları için direnmedikçe açlık sınırının altındaki asgari ücreti bile zor görürlerdi. Sömürgecilik ve kölecilik kendiliğinden sona ermedi.

 

 ”KAPİTALİST EGONOMİ” İSİMLİ KİTABIMIZ ÇIKTI BU KONUDAKİ YORUMLARINIZI BEKLERİZ

Category: Genel

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

6.667 views