İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

SEVGİ BU MEDENİYETİN NERESİNDE?

www.insanmedeniyeti.com

Sevgi, çağdaş uygarlık denen, günümüz Batı medeniyetinin en çok sözünü ettiği kavramlardandır. Eşitlik, özgürlük, adalet, insan hakları gib,i sevgisi de güya bu medeniyetin temel değerleridir. Sevgi, bir toplumun ayakta kalabilmesi için insanlar arasında kurulması gereken en önemli bağdır. İnsanlarını birbirine sevgi bağı ile bağlayıp kaynaştıramayan bir sistem, uzun süre ayakta  kalamaz.

Birbirlerine düşmanca duygular taşıyan insanlardan oluşan toplumların da varlıklarını sürdürmesi mümkün değildir. Toplumsal bir sistem, ancak karşılıklı hakları ve menfaatleri korunduğu müddetçe, yani adaletin tesis edilmesiyle insanların güven ve sevgisini kazanır. Batı medeniyetinin ürünü olan vahşi kapitalizm, önceleri kendi içlerinde karşılıklı haklara saygılı olmadığından ve dünyayı adaletsizce sömürgeleştirdiklerinden büyük çatışmalara yol açmıştır. Baktılar ki bu çıkar yol değil, en azından kendileri için geliştirdikleri adalete dayanan hukuk sistemiyle, büyük ölçüde kendi iç çatışmalarının önüne geçtiler. Ancak ağızlarından düşürmedikleri sevgiyi tesis edip İDEAL TOPLUMA henüz ulaşamadılar.

 Hoş görü ve fedakârlık

Peki, böyle bir toplum nasıl kurulur ve insanlar arasında kalıcı bir şekilde sevgi bağı nasıl oluşturulur? Çevremizde kalıcı bir sevgi bağı ile dostluğumuzun sürdüğü kişileri incelersek, işin temelinde birkaç esasın olduğu anlaşılır. İnsanlar arasında kalıcı gerçek sevginin temelinde “hoşgörü ve karşılıksız dayanışma” yani “FEDAKÂRLIK” yattığı görülür. Fedakârlık, iyi olsun kötü olsun bir başkası için karşılıksız bir şey yapmaktır. Fedakârlık karşımızdaki kişiyi de kendimiz gibi düşünen, egoizmin zıttı hoşgörülü bir davranış biçimidir. Hatalı davranışlarımız karşısında bizi bağışlayan hoşgörülü insanları severiz. Kendimiz kaba veya kırıcı olabiliriz ancak, karşıdan daima hoşgörülü davranış bekleriz ve özellikle zor bir anımızda yardımımıza koşan kişileri sever sayar ve dost biliriz. İyi günde bile ikram edilen bir “kahvenin kırk yıl hatırı” olduğuna göre kötü gündeki yardımı siz düşünün. Tabi toplum içinde fedakârca davranışların olabilmesi, fedakâr insanların yetiştirilmesine bağlıdır. İnsanlar en fazla yakın çevrelerine fedakârlık yaparlar. İşte burada ailenin önemi ortaya çıkmaktadır. İyi günde kötü günde aile bireyleri, fıtraten birbirlerine karşı fedakârca davranışlar, hoşgörü ve karşılıksız dayanışma yatar. Bu dayanışmanın olmadığı aile bireyleri arasında da sevgi bağları kopar ve aile birliği dağılır.

Toplumda ne kadar  ırk, vatan, inanç ve tarih birliği olursa olsun, bunların temeli aile birliğidir. Dayanışmanın olmadığı toplumlarda sevgi duygusu yok olur, zulüm başlar ve ortaya çıkan çatışma,  toplumu bir arada tutan bağları koparır. Hele bu zulüm, iki farklı toplum arasında olursa, sonu savaşa kadar varır. İşte sömürü ve zalimce davranışların temelinde bu egoist anlayış yatar ve insanlık tarihindeki düşmanlıkların temel nedeni davranış biçimidir. Evet adalet,  karşılıklı hakları ve çıkarları korumaya yöneliktir, ve toplum birliği için önemli bir konudur. Ancak gerçek sevginin oluşması için, insanların karşılıklı haklarına gösterilmesi gereken saygıdan da öte bir davranış biçimi gerekir. O da karşılıklı çıkarları korumanın ötesinde olan egoizmden uzak, karşılıksız dayanışmadır. İnsani ilişkilerde karşılıklı haklara saygı göstermek çatışmaları durdurur ancak sevgiyi oluşturmaz. Mesela ailede eşler arası ilişkiden bir örnek verelim. Herkes günümüzde sağlıklı, güzel, zengin bir eş arar. Eşlerin bu statülerinde bir değişim olmadıkça ve birbirlerine karşı “hoşgörülü” oldukça aile birliği devam eder. Peki eşlerden biri bu sahip olduğu konumu kaybederse ne olur. Elde olmayan nedenlerle, güzelliği, sağlığı bozulan veya iflas eden bir eş için zor zaman başlar.  İşte şimdi iyi günde-kötü günde bir arada olma fedakârlığı başlar ve bu fedakâr eşe karşı da “gerçek sevgi” oluşur. Ayni şey ailede ve toplumda diğer fertlerin başına da gelebilir. İşte dost zor zamanda belli olur sözü böyle test edilir. Zor zamanda insanın elinden tutmak için sosyal kurumlar elbette olacak ama, yaşlılığı sebebiyle ana babayı arayıp sormayan ve huzur evine terk eden toplumda sevgi tükendiğinin delilidir. Zayıfa yardımı, sadece sosyal kurumlara terk eden toplumda insanlar yalnızlaşır.

 İyi ki 112 var.

Şimdi gelelim günümüzdeki hâkim Batı kaynaklı toplumsal sisteme. Bu sistemin temellerine baktığımızda; aydınlanma, özgürlük, eşitlik, adalet ve insan hakları kavramlarına dayalı demokratik bir yönetim biçimini ve herkese fırsat eşitliği tanıyan liberal ekonomiyi görürüz. Bu sistem, günümüzde bu iddialarını büyük ölçüde gerçekleştirmiştir. Birbirinin haklarına saygı gösteren, karnı tok ve özgürce dilediği gibi yaşayan insanlardan oluşan bir toplum düzeni kurulmuştur. Ancak dilediği gibi özgürce yaşamak, bireyin her türlü bağlardan kurtulmasıyla mümkün olacağından, bu medeniyet her türlü toplumsal değere sırtını dönmüş, yalnızca kendisi için yaşayan egoist bir insan tipi ortaya çıkmıştır. İnsanları birbirine bağlayan her türlü inanç, aile, komşu, arkadaşlık bağları, bireyin özgürce dilediği gibi yaşamasının önünde engel teşkil ettiğinden, fertler arasında bu bağlar koparılmıştır.  Bu medeniyette insan, devamlı kazanmaya ve harcamaya programlanmış bir robot gibi böyle işlere harcayacak vakti yoktur. Her şeyde bireyin özgürlüğü ön planda olduğundan, özgürlüğü sınırlayan bir bağ olduğu gerekçesiyle, iki kişinin bir arada yaşadığı evlilik ve buna bağlı olarak aile kurulamamaktadır. Nede olsa bir gülle bahar geçmez. Durumun vahametine bakın, insanlık tarihinde en medeni, en aydın, en eğitimli olduğu iddia edilen iki insan, uzun süre bir arada yaşayamamaktadır. Tabi bu durumda insanlar, fıtraten sevginin en büyüğü olan evlat sevgisinden de mahrum kalırlar. Aile kuramayan bir toplumun bireyleri birbirleriyle gerçek dotluk ta kuramazlar. Toplumda sevginin başı ailedir. 18 yaşından sonra yuvadan kovulan veya çocuğundan ev kirası isteyen ana baba zaten yalnızlığı kendisi seçmektedir.

Bu sistemin insana pompaladığı her türlü ilişkide tek hedef KARŞILIKLI FAYDA olduğundan ve sözlüğünde dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma olmadığından, milyonların yaşadığı metropollerde, her şeye sahip sırça köşkte tek başına yaşayan egoist bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Aile, komşuluk, arkadaşlık ve inanç; insandan dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma ister. Bu medeniyet her türlü ilişkide kazancı ve güçlü olmayı esas aldığından, zayıfın vahşi tabiattaki gibi yok olmasını normal karşıladığından, bu medeniyetin ideal insanı egosu için “ÜRETEN VE TÜKETEN” insandır.  En büyük olma yarışı ve doymak bilmez maddi güç toplama hırsı, herkese yetecek imkanların belli ellerde toplanmasına sebep olduğundan en altta kalanın kaderine terkedildiği bir dünya oluşturmuştur. Toplumdaki insanlar arasındaki ilişkileri işçi-işveren ve bütün ihtiyaçları sadece ekonomiye, yani maddi zevklere indirgerseniz, asıl insan olmanın akli ve ruhi yönlerini görmezden gelirseniz bu sonuç kaçınılmaz olur. Egoizmde herkes birbirinin rakibi olduğundan gülücükler ve alkışlar sahte, ilişkiler resmidir. Markalarınızı ve makamlarınızı koruduğunuz müddetçe etrafınızda sizden ziyade bunları seven sözde dostlarınız olur ta ki bunları kaybedinceye dek. Birbirine ego penceresinden cinsel obje olarak bakanların dünyasında, senede bir gün kutlanan sevgililer gününde, sevgi ancak sözcük olarak yaşar. Sadece maddi problemler için değil, iyi günde de, bir teselli aradığın günde de, birbirinin kapısını çalamayan toplumda sevgi ölmüş demektir. Ve bir gün yüz binlerin gezindiği bir kaldırımda düşüp bayılsanız, ta ki bir görevli gelene kadar kimse yardımınıza koşmaz, yalnız bir şekilde yerde kalırsınız. Belki üzerinize basıp geçenler bile olur ve milyonların yaşadığı metropollerde kapınızı çalan olmaz tek başına ölürsünüz. En vicdanlı olan ancak sizin için 112’yi arar.   Açlık hissi maddi bir şeyler kazanmakla biraz olsun giderilebilir ancak, gerçek dostluğun bir türlü oluşamadığı toplumda sevgiyi arayan  gönüllerin açlığını hiç bir şey gideremez.

  • Yuvarlak Masa says:

    Sayın; İnsanMedeniyet.com
    İyi Günler
    Yazi Alinti izni
    Yakın bir zamanda gönüllü bir çalışma olarak bir kaç dost yuvarlakmasa.info adı altında bir site kurmaya karar verdik. Bu sitede elimizden geldiği kadar ortak sorunlarımızı işlemeye çalışıp bu içerikte yazı yazan sizin gibi değerli yazarların yazı dizisi ve makaleleri yayınlamaya karar verdik.

    Amacımız; insanların gerçekten okunabilecek değerde yazıları toplu bir yerde sunmak ve genel sorunlarımıza yönelik ortak bir cevap bulma gayretini göstermek isteyen herkese bir mesaj vermeye çalışmak.

    Şayet sizlerde izin verirseniz aşağıda linkini belirttiğimiz yazınızı sitemizde alıntı ve kaynak linkini göstermek şartıyla paylaşmak istiyoruz.

    http://www.insanmedeniyeti.com/?p=51

    http://www.yuvarlakmasa.info

  • ADMİN says:

    KAYNAK GÖSTEREREK SİTEMİZDEKİ YAZILARDAN ALINTI YAPABİLİRSİNİZ.

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

6.848 views