İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

ÖZGÜRLÜK FETİŞİZMİ

www.insanmedeniyeti.com

Önce dillerden düşmeyen şu çağdaş özgürlük nasıl bir şey ona bakalım.

Gerçekten çok mu özgürüz yoksa özgürlüğümüz de bir yerlere görünmez prangalarla bağlı mıdır? Aydınlanma çağıyla batıda gelişen fikri akımların ortak özelliği, geçmişi her şeyiyle ret etme ve bilime dayalı insan aklı ile yeniden yapılandırmasıdır. İnsanlığın uzun geçmişinde tam bir esaret ve kölelik vardı. İnsanlık haklı olarak kralların, kilisenin, aristokrasinin, doğma düşüncelerin esaretinden kurtulup gerçek özgürlüğüne kavuşacaktı. Geçmiş asırlarda insanlık, dikta yönetimlerden çok çektiği için ve Batı’da bunların önemli bir kısmı da din adamlarından olduğundan, aydınlanmacı fikirler din karşıtı, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi üzerine aşırı yoğunlaşmıştır. Asırlar süren bu yönetimlerin esareti altında çok baskı görüp, çile çeken insanlık için en büyük özlem haline gelen özgürlük; ahlakta, yönetimde, bilim ve sanatta vs. her şeyde aranan ülkü haline yükseldi.  Vatanı, bedeni, aklı, fikri, düşüncesi esaret altında olan bir insanın bu esaretten kurtularak özgürleşmesi en tabii ve insani hakkıdır.

Böylece özgürlük, insan için en büyülü kelime, belki de hayat gayesi oldu. Aydınlanma ile insan yaşamındaki arayışın tek hedefi haline gelerek Batı medeniyetinin de insana bakışının temelini oluşturan ana paradigması, özgürlük oldu ve insan mutluluğu özgürlüğe indirgendi. Ancak daha sonraları gelişen Kapitalist Egonomi bu işte çok kazanç gördüğünden özgürlüğü mecrasından saptırarak, kişinin zevklerini dilediği gibi doyurmasına yani hedonizme alet etti ve bu kez insanı egosunun esaretine düşürdü. Öyle özgür-bireyler yetiştirildi ki çok övündükleri medeni iki insan birbirine ayni yuvada tahammül edemez hale geldi. Nasıl medenileşmeyse.

Mutlu insan sınırsız ihtiyaçlarını ölçüsüzce, özgürce tatmin eden insandı. Yeni düşünceler, yönetim biçimleri, ekonomik hayat, ahlak anlayışı vs. hep insan özgürlüğü temeline dayandırıldı. Bu temele ters düşen vahşi kapitalizm, faşizm, komünizm gibi ilkel aydınlanma düşünceleri zamanla bir bir tavsiye edilerek adını özgürlükten alan ‘Liberal Düşünce’ her alana hâkim oldu.

Ekonomide kişisel girişimciliğin önünü açan serbest pazar ekonomisi, yönetimde yine özgürlükçü olmak kaydıyla her türden düşüncenin serbestçe temsil edildiği seçme ve seçilme özgürlüğüne dayanan demokratik sistem geliştirildi. Bunların bir kısmı olması gereken gerçek özgürlük sorunlarıydı. Sağlıklı insan ve toplum hayatının en önemli unsurlarıydı. Eğer haklar gasp ediliyorsa, düşünce kısıtlanıyorsa, yaşam modeli dikta ediliyorsa, birileri imtiyazdaysa, adalet ve hukukta eşitlik yoksa böyle bir ortamda özgürlükten ve barış içinde mutlu bir dünyadan, sağlıklı bir toplumdan söz edilemez. Buraya kadar her şey güzel ancak iş burada bitmedi.

Sistem böyle özgürlükler üzerine kurulurken insana verilen model “sonsuz ihtiyaçlarını tatmin etmek” oldu. Böylece bireyin özgürce üretmesinin ve tüketmesinin önündeki her türlü engel kaldırılmış oldu.  Bütün bu gelişmelerin sonucunda batı medeniyeti “Sonsuz ihtiyaçlarını hiçbir sınırlama olmadan özgürce tatmin peşinde koşan bir insan tipi” ortaya çıkardı. Tabi sonsuz ihtiyaçları tatmin etmek, sonsuz maddi güç sahibi olmayı gerektirdiğinden, insana da ömrünün sonuna kadar, bu sonsuz maddi gücü elde etmek peşinde koşmak kaldı. Böylece ortaya  çarpık bir tablo çıktı.

Yaratıcı insanı zaten özgürce yaşayabilecek özelliklerde yaratmıştır. Birileri bizleri üretimin, tüketimin, nefsi zevklerimizin kölesi, ellerindeki medya ile metalaştırdığı kültür ve simülasyonlarla düşüncemizi tutsak ettikleri halde hâlâ utanmadan “hürriyet-özgürlük” nağmeleri söylemesi kadar büyük sahtekârlık olamaz. Kapitalizmin kendileri dışındaki insanlara sunduğu özgürlük sadece “TÜKETİM” özgürlüğüdür. Böylece alkol, sigara gibi zehirleri ve her türlü toplumsal ahlak engeline takılan kültürel objeleri insanlara kolayca tükettirmek için. Kendileri için ise sınırsızca “ÜRETİM” yani maddi kazanç özgürlüğüdür. Bu amaçla özgürlük Kapitalizmin olmazsa olmazı olan bir fetişizmdir.  Oysa gerçek özgürlük ekonomik-siyasi ve düşüncede bağımsız olmaktır ve gerçekte Kapitalizm’in kitabında bu hak her insana tanınmamaktadır.

Tanrısı para olan Kapitalizm bu alanlarda bütün dünyanın kendisine bağlandığı, aydınlanma ile yarattıkları kaos ortamıyla kurmaya başladıkları küresel “YENİ DÜNYA DÜZENİ” peşinde koşmaktadır. Hedefleri öldürdükleri (!) Tanrı’nın tahtına oturmaktır. Bu düzene karşı olan en ufak bir gelişme Mısır’da olduğu gibi demokratik yollarsa seçilse bile diktatörlük ve teröristlikle suçlanmaktadır. Maalesef özgürlük ve bağımsızlık peşinde koştuğunu sanan sol kesimde bunlara tetikçilik yapmaktadır. Bunların AÇIK TOPLUM dedikleri Soros’culuğa hizmetten başka bir şey değildir.  Ukrayna’da bu iş Batı’ya pahalıya mal oldu. Putin de bunların diğer bir yöntemi olan güç kullanmak yoluna gitti.

Bu ikiyüzlü sahtekârca gizlenen esarete karşı “kral çıplak” diye haykıracak aydınlar gerek. Fransız düşünür Jean Baudrillard bu gidişe Fransız kalmamış ve yazdığı “Tüketim Toplumu” ve “Kusursuz Cinayet” isimli eserlerinde Decart’ın “Düşünüyorum öyleyse varım” sözünü “Tüketiyorum öyleyse varım” a nasıl dönüştüğünü, kültürde simülasyonların gerçeğin yerini alıp nasıl kültürü metalaştırıldığını anlatır.14

 Bağımlı Özgürlük olur mu?

Bu durum zincirlerinden kurtulup özgürlüğünü elde eden kölenin, aç kalıp tekrar geri gelerek karnını doyurmak için bu kez zincirsiz köleliğe razı olması gibi bir şeydir. Ama yeni derebeyleri işi iyi biliyor ve insanlara normal hayati ihtiyaçlardan çok daha fazla şeyi ihtiyaç haline getirdiklerinden, insanları tüketimle tekrar kendilerine bağladılar. Özgürlük bu kadar değerliyse kendi köyümüzde, kendi toprağımızda, kendi evimizde, kendi işimizde çalışıp, hayata bir lokma bir hırka hedefiyle (gerçek ihtiyaçlarımız için) bakarken neye bağımlıydık ki! Yüzyıllardır süren “ihtiyacımız kadar çalışıp fazlasını diğer insanlarla paylaşan” bir ekonomik yapıda ne kadar sorun vardı ve şimdi nereye geldik? Elektriği, toprağı, suyu, gazı, işi, evi, aşı, maaşı, aklı, fikri başkasına bağlı olduktan sonra özgürlükten geriye ne kalır ki?  Kim ne derse desin, ne kadar özgürlük naraları atarsa atsın insanlık, tarihin hiçbir devrinde bu kadar “BAĞIMLI” olmamıştır. Bu iş ayni şuna benzemektedir; bugün gelişen iletişim sektörü ile birey herkesle ve bütün dünya ile beraber, birlikte ve bağlantılı görünmesine rağmen, aslında bir o kadar yalnız ve insanlarla bağları kopuk. Her şey sahte ve sanal. Biz sadece bizleri “Bağımlılık yaptıkları şeylere” bağlıyız. Ne özgürlüğü bu, her yanımız bağlı. Özgürlük denilen şey “Keyfince hareket etmek” gibi gösterilse de, gerçekte “Dünyayı idare etmek isteyenlerin keyfine göre” hareket etmektir. Bu yüzden özgürlüğün birinci basamağı bağımsızlıktır ve birilerinin keyfine göre değil “Herkes için iyi bir dünya” istikametinde yürümektir. Birilerinin keyfine göre hareket etmek, gerçekte “O birilerinin özgür olması” diğerlerinin onlara tutsak olmasıdır. Halbuki “Herkes için iyi bir dünya” düşüncesi, herkes için özgürlük istemektir.

 Bugünkü tutsaklığımızın eskiye göre tek farkı görünürde el ve ayaklarında prangaların olmamasıdır. Ama bu gün Prangalar insanların beyninde… Dikkat edilirse “Bağımlı” dedik. Bağlı ile bağımlı arasında çok büyük fark vardır. Birinde zor kullanarak kendi efendiliğini kabul ettirmek vardır. Diğerinde ise gönüllülük… Yani insan kendi isteğiyle esarete talip olur. Ve kötü sonuçtan zevk alır. Tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi. İnsanlık yavaş yavaş çağdaş uygarlığın tam bir “BAĞIMLI ÖZGÜRLÜK”  olduğunu anlamaya başladı. Ülkeler neden bağımsızlık savaşı veriyor? Özgürlüklerini elde etmek için değil mi? Her koldan bağımlı olan bir insan nasıl özgür olabilir ki? Bu medeniyette insan sadece tek bir konuda özgürdür o da tüketim, ancak yeterli parası varsa. Açlık sınırının altında bir ücretle ay sonunu iple çekip, cebinde çay parası kalmayan bir insan ne kadar özgürdür? 

“KAPİTALİST EGONOMİ” İSİMLİ KİTABIMIZ ÇIKTI BU KONUDAKİ YORUMLARINIZI BEKLERİZ

Category: Genel

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

4.380 views