İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

AYDINLATMA NEYİ AYDINLATTI ?

www.insanmedeniyeti.com

İnsanlık tarihini iki ana kategoriye ayırmak gerekirse, en doğru ayırımın “Aydınlanma öncesi” ve “Aydınlanma sonrası” olması gerekir. Aydınlanma öncesi, “dinlerin ve feodalitenin”, aydınlanma sonrası ise “aklın ve ilmin”  insan hayatında daha etkin olduğu dönemlerdir.

Aydınlanma veya Rönesans-Reform; Batı dünyasında 17. ve 18. yüzyıllarında gelişen, din ve feodalite yerine, önyargılardan uzak  akılcı düşünce, bilimsel ilerleme, insan hak ve hürriyetleri rehber alınarak yeni bir dünya kurma girişimidir.

Din, Tanrı ve feodal merkezli bir toplum düzeni yerine, akıl ve insan merkezli bir toplumsal yapı oluşturma anlayışıdır. Yani skolâstik düşünceden akılcı düşünceye geçiştir. Batıda Aydınlanma 16. yüzyıl sonlarında başlayarak hem dini anlayışta, hem de dünyevi anlayışta olmak üzere iki alanda sürmüştür. Martin Luther ve Calvin, hiçbir akli düşünce ve ilmi gerçeğe izin vermeyen kilisenin skolâstik dogmalarına karşı çıkarak, kutsal kitabın doğru anlaşılması iddiasıyla, Hıristiyanlıkta Reform hareketini başlatmışlardır. Newton ve Kopernik ile yanlış bilinen tüm bir evren/dünya kavrayışı değişime uğramış, Descartes ve Kant gibi isimlerle bu değişen zihniyetin felsefi düşüncesi geliştirilmiştir.

Avrupa’daki endüstri devrimleri de bu sürecin maddi temelini oluşturmuştur. Bilimsel çalışmalar sonucunda oluşan teknolojik gelişmeler, on binlerce yıllık ekonomiyi, tarım ve hayvancılıktan sanayi üretimine geçirmiş ve finans-kapital alandaki gelişmelerle kapitalist ekonominin doğmasına yol açmıştır. Böylesine bir gelişim karşısında Batı dünyası, Eski Pagan Yunan düşünürlerini ve hümanizmi keşfettiler. Montaigne gibi düşünürler insanı ve erdemi konu edinen eserler verdiler. Böylelikle yeni bir toplumsal ve ekonomik ilişkiler ağı içerisinde yeni bir hayat yaşamaya başlayan insanlar, ortaya çıkan yeni düşünce biçimleriyle dünyaya bambaşka gözlerle bakmaya başlamışlardır. Bu gelişmelerin tetiklemesiyle 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi ile yeni bir dönemin siyasi ve sosyal yaşantısı iyice perçinlenmiş oldu. Bütün bu gelişmeler ülke yönetiminde tek adamlıktan, çoğulcu demokratik yönetimi doğurmuştur.

Batıda özellikle din ve feodalitenin baskılarıyla her türlü düşünce ve girişimden uzaklaşılmış adeta eski dönemde köleleştirilmiş insanın, Tanrı yerine kiliseye kul edinilirken yeni bir protest çıkışla artık önündeki tüm engeller kaldırılarak, sınırsız bir özgürlük anlayışının da önü açılmış oldu. Gelişen yeni ekonomik düzen olan kapitalizm sayesinde, daha önce belirli sınırlar içinde ihtiyaç kadar kazanmak yerine, özgürce ve insanca yaşamak vaadi ile insani hırslar teşvik edilerek, insanlar için sınırsız bir maddi kazanç tek hedef haline dönüştürüldü. Bütün bu gelişmeler on binlerce yıllık insanlık tarihinde düşünce alanında, ekonomi ve yönetimde eşi benzeri görülmemiş değişime yol açmıştır.

Böylece ekonomide Adam Smith’in teorisyenliğinde insanın şahsi çıkarlarını ve kazancını ön plana alan, bireysel girişimciliği teşvik eden, kapitalist-liberal sistem kuruldu. Aydınlanmanın verdiği cesaretle güya Tanrı’nın öldüğünü ilan eden laik-ateist bir dünya görüşü bu yüzyıla damgasını vurarak, insanları  kilisenin baskısından kurtarıp değişim talebi olan bir aklın rehberliğine kavuşturmuştu. Bu gelişmelere önderlik edenlerin her  birinin iddiası, özetle; “İNSANLIĞI ESARETTEN ÖZGÜRLÜĞE” çıkarmaktı. Bütün bu gelişmelerle insanlık, bu sözcüklerin büyülü atmosferine kapılarak günümüze kadar aydınlanma düşünürlerinin gösterdiği hedeflere doğru koşturup durmuştur.

Bu nasıl bir aydınlık?

İlim ve teknolojideki gelişmelerin sonucunda batılı ülkeler yaşadıkları sanayi devrimi ile dünyanın diğer ülkelerine göre büyük güç  elde ettiler. Ancak bütün bu gelişmelerin sonucunda, insan aklını ve bilimi rehber edinerek insanlığa, hümanizmanın içinde değer vereceklerini söyleyen aydınlanmacı rejimler, bu değerleri sadece kendileri için düşünmüşler ki; elde ettikleri güçle, aydınlanma ve insanlık adına adeta bir canavar kesilerek, yıktıkları Orta Çağ derebeyi ve krallıkları aratmayacak korkunç işgal, sömürü ve katliamlarını gerçekleştirdiler. Tıpkı ataları Pagan Eski Yunan ve Roma’da olduğu gibi kendileri aydınlanmış ve medenileşmiş dünyanın efendileri kesilip; diğer insanları ise vahşi, hiçbir hak ve hukukları olmayan barbarlar olarak görmeye başladılar.

DEVAMI “KAPİTALİST EGONOMİ” İSİMLİ KİTABIMIZDA BU KONUDAKİ YORUMLARINIZI BEKLERİZ

Category: Genel
  • Makito74Yt64 says:

    Very, very nice page! :)

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

3.971 views