İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

ÖZGÜRLÜK TUZAĞI

1500’lü yıllardan sonra Batı’da aydınlanma, rönesans ve reform hareketleriyle gelişen ve çağdaş uygarlık olma iddiasıyla ortaya

çıkan Batı Dünyası’nda, insan anlayışının temeli, geçmişin her türlü dini anlayışlarıyla bağını koparmış, salt aklı rehber almış “ÖZGÜR İNSAN”dır.

Bu yeni anlayışla insan, geçmiş çağlarda kralların, derebeylerin ve din adamlarının esaretinden kurtarılmıştı. Yeni medeniyette rehber, her türlü inanç bağından koparılmış hümanist laik akıldı. Bu yaldızlı laflar, işin insanlığa yutturulan, ancak lafta kalan görünen yüzüydü. Aslında yeni olan bir şey yoktu. Yönetimde demokrasi, ekonomik sistemde Kapitalizm denmesine rağmen, çağdaş uygarlık diye bizlere yutturdukları eski Yunan ve Roma Pagan anlayışından başka bir şey değildi. Küresel derebeylerin kurduğu “YENİ DÜNYA DÜZENİ” nin en baş tanrısı “ÖZGÜRLÜK” tür. Eskiler gibi taştan yontarak yaptıkları heykellere tapacak kadar geri zekâlı değiller. Özgürlük diyerek her kapıyı açmak için zorladıkları maymuncuk aslında “EGONUN ÖZGÜRLÜĞÜ” dür.   Kapitalizmin kurucusu Adam Smith 1776 yılında yayınladığı “Ulusların Zenginliği” kitabında teorisini hangi temeller üzerine kurduğunu açıkça belirtir:

“Toplum çıkarı peşinde koşan bireylerden oluşur. Bireyin motivasyonu çıkarıdır. Toplumun çıkarını bireyin düşünmesine gerek yoktur. BİREY EGOİST OLMALI VE ÇIKARI PEŞİNDE KOŞMALI, çünkü birey yararına olan toplum yararına olacaktır. Ayrıca toplum yararı için AHLAKİ DEĞERLER oluşturmaya gerek yoktur.”

Tabi hal böyle olunca geriye bu yolda, o meşhur ”BIRAKINIZ YAPSINLAR, BIRAKINIZ GEÇSİNLER” sloganı ile bütün engelleri aşacak özgürlük bayrağını ele alıp yürümek kalıyor.  Batı ahlak anlayışının kurucusu Immenuel Kant bile “Ödev Etiği” dediği ahlak anlayışını özgürlük ahlakı diye tanımlamıştır. Öyle ki günümüzde ülkeler ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ getirme bahanesiyle işgal edilir oldu.  Aslında özgürlük, Adam Smith’in “ÇIKARI PEŞİNDE KOŞAN EGOİST İNSANIN” gerçek yüzünü gizlemekten başka bir işe yaramıyor. Aydınlanma, hümanizm, özgürlük naralarıyla son 3 asırda sebep oldukları dünya çapındaki sömürge savaşlarıyla 250 milyon insan katledilip, bir o kadar da işgal ettikleri topraklarda esaret altına alındı. Halbuki, karanlık dedikleri insanlığın 10 bin yıllık geçmişindeki savaşlarda, toplam katledilen insan sayısı 150 milyondu. Bu aydınlanma neyi aydınlattı ki.

     İnsanı önce tüketim kölesi yapıp, sonra bu esaretten kurtulmak için bir ömür öde öde, bu özgürlüğün bedelini ödeyip insan gerçek özgürlüğünü hiçbir zaman elde edemez. Herkesin parası kadar konuştuğu bir dünyada, ne kadar tüketirsen o kadar özgür olunan bir sistemde, özgürlükler de para ile satın alınmaktadır. Açlık sınırının altında bir ücretle ay sonunu iple çekip, cebinde çay parası kalmayan bir insan ne kadar özgürdür?  Oysa ki, GERÇEK ÖZGÜRLÜK; tam bağımsızlık, herkes için adalet, insanca yaşayacak düzeyde bir gelir, gereksiz tüketim bağımlılığından uzak, hür düşünce ve sorumluluk sahibi olmakla mümkündür. Çağdaş medeniyet, kendi dışındaki kişilere bunlardan hangisini vermiştir ki? İşte dilinden düşürmedikleri özgürlük gerçeği budur.

    Bugünkü tutsaklığımızın eskiye göre tek farkı, görünürde el ve ayaklarında prangaların olmamasıdır. Ama bu gün prangalar insanların beyninde… Tam bir bağımlı yapıldık. Dikkat edilirse “Bağımlı” dedik. Bağlı ile bağımlı arasında çok büyük fark vardır. Birinde zor kullanarak kendi efendiliğini kabul ettirmek vardır. Diğerinde ise gönüllülük... Adamlar işi iyi biliyor. Yani insanı kendi isteğiyle gönüllü olarak kendilerine bağlıyorlar. Ve İnsanı egosundan bağladıklarından, bu kötü sonuçtan insan zevk alıyor. Tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi. Eskiden mi şimdi mi daha özgürüz. Evi, işi, aşı, elektriği, suyu, aklı, fikri bağımlı olan insanın özgürlüğümü olur. İnsanlık yavaş yavaş çağdaş uygarlığın tam bir “BAĞIMLI ÖZGÜRLÜK”  olduğunu anlamaya başladı.

Category: Genel

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

961 views