İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

ABD’YE ATILAN ATOM BOMBASI VE LGBT EYLEMLERİ

Biz de “Şuuyu vukuundan beterdir” diye bir söz vardır. Yani duyurulması bile yanlış şey demek. Ancak artık duymayan

kalmadı kapı zorlanmaya başladı. LGBT (Lezbiyen,gay, biseksüel, transgender) her türlü cinsel sapkınların bir araya gelip örgütlendikleri derneğin adıdır  ve gökkuşağı renklerinde bayrakları vardır. Amaçları her türlü her türlü cinselliğin (eski tabirle namussuzluğun) özgürce yaşanmasıdır. 2005 yılından beri 28 Haziran gününde onur yürüyüşü dedikleri bir etkinlik yaparlar.

Nedir bu onur yürüşü, niçin 28 Haziran? Her türlü melanetin merkezi ABD’de New York yakınlarında, bu tiplerin toplandığı Stonewall isimli, bunların sırtından para kazanan polis ve mafyanın kontrolünde bir bar vardı. Burada her zaman toplanıp içip sızıp her türlü melaneti yapıyorlardı. Bunların Judy Garland isimli bir ikonları olan müzisyen ölüyor. 28 Haziran 1969 gecesi bu ölüme hüzünlü ekip uyuşturucuyu çekip, efkardan her türlü melaneti yerken, kendilerini tacize gelen polise karşı çıkıp 5 gün direniyorlar ve olaylar başka şehirlere de yayılıyor. Bu zamana kadar ABD’de eşcinsellik bir psikiyatrik hastalık olarak kabul ediliyordu. Bu olay bir dönüm oluyor ve başlattıkları bu direniş sonunda 1973 yılında eşcinsellik bir hastalık olmaktan çıkıp normal bir vaka sayılıyor.

 

İşte 28 Haziran’daki bu yürüyüşün onur yürüyüşü olma nedeni budur.  Tabi arkalarında derin küresel güçlerin basın ve her şeye özgürlük kahramanı olmak için atlayan entel-dantel sanat camiasının desteğiyle. Neymiş efendim bu sapkınlık değilmiş, doğal bir şeymiş ve genlerden gelirmiş. Adamların ne suçu varmış. Ve başladılar bunların ne kadar insancıl, topluma yararlı, onurlu, namuslu insanlar olduklarını anlatan manipülasyon dolu o meşhur Hollwood flimleri yapılmaya. Bizde de Şener Şen’li “Kabadayı”, Mahsun Kırmızı Gül’lü “Güneşi gördüm” filimleri. Eşcinselliği normal sağlıklı bir durum olarak göstermek için dört koldan destek.  İlk ortaya çıktığında asıl adı “Eşcinsellikle İlişkili Bağışıklık Sistemi Bozukluğu-Gay Related Immun Disorder” GRID olan hastalığın adı bile, daha sonra AIDS “Edinilmiş Bağışıklık Sistemi Bozukluğu” olarak değiştirildi. ABD’de 2005 yılında AIDS virüsü taşıyanların %71’inin eşcinsel erkek olmasına rağmen. Ülkemizde, Dünya Bankasının bunlara verdiği karşılıksız para desteği ile anneler gününde “Anne! Ben Eşcinselim” kitabı yayınlandı. Bir sürü sanatcı geçinenin ve CHP’nin desteğini aldılar. Şimdilik HDP ayni zamanda bunların partisi durumunda.

Bunları negatif gösterecek araştırmaların yapılması yasaklandı ve nefret suçu kapsamına alındı.  Maalesef bu baskı tüm dünyada etkili olmakta ve muhafazakar hükümetimiz bile buna boyun eğmiş, 2011 yılında İstanbul sözleşmesi ile ilk kez eşcinsellik koruma altına alınmıştır. Bu sözleşmeye göre: “her türlü ırk, renk, dil, din, soy,  siyasi ve siyasi olmayan görüş, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik, yaş, sağlık, medeni hal, mülteci ve göçmen …… “ diye meşru ve doğru şeylerin içinde bunlarda katılarak, zehirin balla sunulması işte böyle oluyor. Maalesef yanlışı bir sürü doğruların içine sokuşturup bize yedirmektedirler. AB yasalarıyla zinanın suç olmaktan çıkması gibi. Şimdi de çocuk pornosu ve PEDOFİL (1) sapkınlığının suç sayılmaması için uğraşıyorlar. Ne demek mi onuda siz bulun.

Peki insanlığı bu girdaba kimler nasıl sürüklemektedir. Gelelim bu işlerin arka planına. Yahudi bir aileden Viyana’da doğan ve Psikanalizi kuran Freud’a göre, ergen insandaki bütün psikolojik bozuklukların temeli cinsel kökenli çocukluk dönemindeki travmalara bağlıdır. Çocukluğunda ailesinde yaşadığı cinsel sapkınlıkların etkisinde kalan Freud’a göre cinsellik, ta doğumla başlar ve çocuk ana babasına karşı cinsel ilgi duyar diyerek buna Elektra ve Oidipus Kompleksi adını vermiştir. Bundan büyük sapıklık olur mu? Şimdi insan bu anlayışla yetişirse, insana sen busun denirse o insan ne olur.

Peki bunlar ne kadar doğrudur. Meşhur Psikologlardan olan Carl Gustav Jung, Alfred Adler, Karen Horney gibi talebeleri Freud’un yolunu terk ederek daha insancıl bir tanım getirdikleri halde; her şeyi nefsi zevk ve hazza dayandırarak, egoist insanı temel alan kapitalizmin derin kurucuları aslında tam bir Freud’çu olduklarından kaosu veya KAOSLA GELEN DÜZENİ sevdiklerinden Freud’cu bir yol izlemektedirler. Kendini seçkin gören bu derin eller insanlık tarihi boyunca hep kaosa çalıştılar. Yahudiliğin içinde göründüler Museviliği, Hıristiyan göründüler Hıristiyanlığı tahrip ettiler.  Tevrat’ı tahrip edip ne kadar büyük peygamber varsa hepsini sapkın cinsel şahsiyete çevirdiler. Kapitalist kültürü oluşturan Pagan anlayışındaki bu derin güçler, bütün dinlere ve ahlak anlayışlarına karşı şeytani bir yol izlemektedirler. Meşhurlaştırılan Don Brawn’ın “Dawinci Şifresi” gibi romanları bu çevrelere hizmet etmektedir.

Ancak iş sadece Freud’la bitmiyor. 1980’lerden sonra ABD’li Prof. Judith Butler tarafından “Queer Kuramı” ismiyle cinsel sapkınlık yeni bir bilimsel kılıfa sokuldu. Cinsel kimlik, yani bir insanın erkek veya dişi olması doğuştan değil, sonradan toplumun etkisiyle oluşurmuş. Dolayısıyla cinsel kimlik ileri yaşlarda seçilmeliymiş. Geleneksel toplumun erkek-dişi ayırımına “Hegomonik heteroseksüel” dayatması diye karşı çıkılarak, bazen dişi bazen erkek olarak kafanıza göre takılın diye her türlü cinsel sapkınlık meşrulaştırılmıştır.

    Bunlar bu işlerin alt yapısını hazırlayanlardır. Şimdi asıl konuya gelelim. ALFRED KİNSEY’in ABD’de yediği haltlara. Bu zat 1938 yılında, İndiana Üniversitesinde “evlilik ve cinsellik” üzerine ders vermeye başlıyor. 1947 yılında aynı yer de “cinsellik araştırmaları Enstitüsü”nü kuruyor. 1948’de “İnsan Erkeğinde Cinsel Davranış” 1953’te “İnsan Dişisinde Cinsel Davranış” isimli 2 kitap yayınlıyor. Bu zamana kadar Amerikan toplumu gayet muhafazakar bir toplumdu. İnanca dayalı hukuk sistemi hakimdi, Namus kavramı kutsaldı, kürtaj yasak, 18 Eyalette tecavüzün cezası idamdı, eşini aldatmaya hapis Cezası vardı vs.

Kinsey Kitaplarında,  “bildiklerinizin tümü yanlış, gerçekte cinsellikle kafayı bozmuş bir toplumuz. Sapık denilen davranışlar o kadar yaygın ki diyerek bir sürü istatistik bilgi veriyor” ve Amerikan babaların %87’si sapık diyor. LGBT’ler, “toplumun yaklaşık %10’u eşcinsel ve 37’si buna ilgi duyuyor” istatistiğini 70 yıldır bu kitaplardan kullanıyor. Bu kitaplarında aynen Freud’un iddia ettiği gibi cinsellik doğumla başladığını kanıtlayan bebeklerin yaşamından düzmece istatistikler sunuyor. Uzatmayalım daha bir sürü rezaleti bilimsel veri olarak sunuyor.

Ne mi oluyor. Amerikan gazeteleri bu araştırmanın haberini “AMERİKA’YA ATOM BOMBASI DÜŞTÜ” diye vermişlerdir. Malum çevreler hemen harekete geçerek, “madem toplum böyle o halde cinsel suçlarda değişmeli” yaygarası kopartarak, cinsellik yasa reformu için dergiler ve gazeteler manşetlerinde %70’i bu konuyu işliyor. TİME dergisi hemen bu ada mı kapak yapıyor ve kitabını övüyor. Cinsel devrimi başlatan adam ilan ediliyor. Ödüller veriyorlar, 20 yüzyılın en etkili Amerikalılarından biri seçiliyor. Bu kitaplar 30 dile çevriliyor ve 20. Yüzyılın en çak satan kitapları oluyor. Malum vakıflardan Rockefeller Vakfı, kitaplardaki bulguların sansasyonel bir şekilde duyurulmasına öncülük ediyor, cinsel suçlarla ilgili hukuk reformu isteniyor.

Sonra ne mi oluyor. Beklenen ve planlanan şekilde, birçok cinsel istismar ve sapkınlık suç olmaktan çıkıyor.

Daha sonra ne mi oluyor. ABD toplumunda 1951-1997 arasında şiddet suçları %993, 1969-1999 arasında tecavüz %340, 1951-1996 arasında 15-19 yaş genç kızların gayri meşru çocuk sahibi olması %215, bunlardan 15 yaş altı %150, çocukların cinsel istismarı % 15.866 artıyor. 2000 yılında cinsel istismara en fazla çocukların uğradığı görülmekte, 5 yaş altı çocuklarda %10, 5-11 yaşta %37, 12-17 yaş arası %19’dur.

Peki daha sonra mı ne oluyor. Burası çok önemli, 1966 yılına gelindiğinde Judith Reisman isimli bir bayanın 10 yaşındaki kızı tecavüze uğrar ve büyük bir trajedi yaşanır. Bu bayan Amerikan toplumu neden böyle oldu diye başlıyor işin aslını araştırmaya ve bunun sebebinin Kisney’in araştırmaları olduğu sonucuna ulaşıp, bunlara kafayı takar. Uzatmayalım araştırmalar sonucunda Kisney’in araştırmalarının çoğu düzmece, istatistikleri cinsel suçlu ve fahişelerle yapıldığı gerçeğine ulaşıyor ve zaten Kisney’de homoseksüelin biri olduğu ortaya çıkıyor. 1981 yılında 50. Dünya Cinsellik Kongresi’nde bu sahtekarlıkları sunuyor. Ancak atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti. ABD’ye ve dünyaya, Japonya’ya atılandan çok daha tesirli bir atom bombası atılmıştı. Etkisi kaç yıl sürer bilinmez. Çağdaşlık, özgürlük ve ilericilik adına bu terane bizlere de yutturulmaktadır.

Gelelim sadede. Hepimiz insanız ve Yaradan bizleri çeşitli haz verici duygularla yaratmış. Bunların çoğu hayatiyetimizi devam ettirmemiz için gerekli olan şeylerdir. Ancak cinsellik; öyle hava, su, uyku, gıda gibi olmazsa olmaz bir ihtiyaç değildir. Hatta biyolojik bedenin tek başına ürettiği bir şey de değildir. Diğerlerinden farklı olarak dışarıdan tetiklenen bir duygudur. Yani insanda, cinsel bir obje ile uyarılırsa atağa geçen bir duygudur. Eğer senin medeniyetin zevk anlayışı olarak bunu ön plana alır ve her türlü cinselliği dergi, gazete, filmde, reklamda her şeyde bunu işlerse tabii olarak, insan da uyarılmış olduğundan buna yönelir. Eğer kişi her türlü sapkın cinsel sitelerin müptelası olursa tabi ki kendini bu sapkınlıkların bağımlısı kılar ve irade zafiyeti başlar. Zaten   iradeyi bozan en büyük etkiler uyuşturucu ve cinsel bağımlılıklardır.

Bu açıdan bunların bağımlılığı klinik vakadır ve kişiliğe en büyük saldırıdır. Yani öyle doğuştan insan sapkın ve buna düşkün doğmaz. Bu iyi biline. Tamam insanın içine çeşitli cinsel sapkınlık vesveseleri de gelebilir bunlar kişinin sapık olduğunu göstermez. Akıl bir süzgeçtir, insanın nefsi insana bir sürü sapkın fikir vesvese eder ama insan yetiştirildiği ortamda öğrendiği iyi kötü ölçüleriyle bunlara yön verir. Ancak yetiştiği ortamda iyiler kötü, kötüler iyi yapılmışsa işte sorun buradadır. Yoksa insanın fabrika ayarları iyiye doğrudur. Eskiden kadınlarımız sokağa çıkarken güzelliklerini gizlemek için örtünürdü bugün teşhir etmek ilericilik oldu.

Tarih boyunca insanlar, kurdukları toplumsal sistemlerde ölçü olarak, ya heva ve heveslerini; yani zevk sefa gibi nefsi arzularını özgürce-ölçüsüzce tatminini, ya da toplumun dirliği için belirledikleri ahlak kurallarını esas almışlardır. Çünkü her haz aldığı ve hoşlandığı şey insan ve toplum için fayda demek değildir. Zorlu Bir çalışma yerine, birinin çalışıp kazandığını gasp etmek veya uyuşturucu kullanmak o kişiye haz verebilir. Ancak o kişinin biyolojik bedeni için uyuşturucu bir zehirdir, çevresiyle ilişki kurmasında problemler oluşur ve hakkı gasp edilen insan da bundan zarar görür. Ayni şey toplum içinde geçerlidir yapılan bir davranış, yapana haz verebilir amma topluma son derece zararlı olabilir. Sağlıklı bir birey ve toplum oluşumunun temelinin sağlık bir aileden geçtiği görülmüştür. Böylece sağlıklı bir birey ve toplum oluşturmak için çeşitli ahlak kuralları ortaya çıkmıştır. Ahlak kuralları ile davranışların sınırlandırılmasına karşı olanlar buna, ÖZGÜRLÜKLERİN ENGELLENMESİ diye karşı çıkmaktadır. Hayat bir düzen içinde yürür, nasıl trafik kuralları sağlıklı bir trafik akışı için gerekliyse, kimse ben özgürüm deyip keyfince hareket edemezse, sağlıklı bir toplumun da, insan ilişkilerinin de kuralları vardır.  Aksini savunanlar kişi, “ben toplumun giyim kuşam kurallarına uymak istemiyorum özgürce çıplak gezmek istiyorum”, “özgür seks” deyip canımın istediği zamanda ve yerde, parklarda cinsel ilişkiye girmek istiyorum denirse nasıl karşılarlar? Sorumsuzca hedonist-zevkçi bir anlayışla “ben bundan hoşlanıyorum o halde böyle yaşamalıyım” demelerine hazır olsunlar. 

     Halbuki, gerçekte özgürlük bu değildir, özgürlüğün temeli bağımsızlıktır. Elektriği, toprağı, suyu, gazı, işi, evi, aşı, maaşı, aklı, fikri başkasına bağlı olduktan sonra bir bayrak ve vatan sahibi olmakla bağımsız olunmaz. Özgürlük, öyle Hyde Parkt’ta nutuk atmakla, yarı çıplak kıyafetle gezmekle, kızlı-erkekli dolaşmakla, küpe takıp saçını istediğin renge boyamakla, baldırı çıplak gezip o gece bu barda, bu gece şu barda kafayı çekip sabaha kadar kafana göre takılmakla özgür olunmaz.  Bunlar hakim küresel güçlerin malı götürmek için, tıpkı bir alkol bağımlısı gibi insanları gönüllü köle yapmak için egolarından  bağlayan prangalardır. 

Kimse öyle övünmesin, aydınlanmanın sonucu diye yutturulan kapitalist zihniyet, eski Pagan Yunan ve Roma zihniyetinden başka bir şey değildir. Bu Pagan toplumların taptığı birçok uydurma ilah vardı. Günümüzdeki bu zihniyetin de benzer birçok ilahı vardır. Özgürlük fetişizmi bunların baş ilahlarından biridir. Eee, bu kadar ilmi ilerleme sonucunda taştan betondan yapılmış bir uydurma heykele tapacak halleri yok. Yüzyıllarca süren insan tecrübeleriyle ortaya çıkmış olan bir sürü sağlıklı aile ve toplum kuralı özgürlük naralarıyla bir bir yok edilmektedir. Sonunda kurdukları KAPİTALİST EGONOMİK düzende, o çok aydın medeni denilen iki kişi bir yuvada ancak birkaç gün veya birkaç ay birbirlerine tahammül edebiliyor ve aile dağılıyor. Keyiflerine göre, orada burada zevkü sefa içinde yaşamak varken, kim bin bir zahmetle çocuk sahibi olur, onu kim büyütür. Çocuk sevgisi anne baba sevgisi tatmayan insanlardan oluşan bir toplumda sevgi dayanışma yok olur, böyle hedonist toplumda bütün ilişkiler metalaşır ve yabancılanma kaçınılmaz olur.

Evet dünya SODOM GOMORA olma yolunda hızla ilerlerken bu gidiş durduracak, hey KRAL ÇIPLAK diye haykıracak yeni j. Reismanlar bekliyoruz. Bu ateş hepimizi, çoluk çocuğumuzu, komşumuzu toplumumuzu yakmaya devam ediyor.

(1)        http://www.ahaber.com.tr/dunya/2016/06/19/abdyi-sarsan-pedofili-skandali-10-cocugunu-hediye-etti

 

Category: Genel

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

1.851 views