İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

KAPİTALİST EGONOMİ’YE ALTERNATİF YENİ BİR MEDENİYETİN İNSAN PSİKOLOJİSİ

Psikoloji ağırlıklı olarak insan davranışları üzerinde duran bir bilim dalıdır. Psikoloji bir ölçüde insanı ve onun sorunlarını tanımlamaya çalışır.

Bu açıdan son derece önemli bir bilim dalıdır. Çünkü her medeniyet birbirini destekleyen hayat felsefesi, ekonomiye bakış ve bir insan tanımı üzerine temellenir ve insanı ona göre şekillendirir. Bunlar bir medeniyetin üzerine kurulduğu, ayni çizgideki birbirini tamamlayan ana temellerdir. Batı medeniyeti Psikodinamik, yapısalcılık, işlevselcilik, bilişselcilik, davranışçılık, Hümanist gibi değişik psikolojik ekollere sahiptir. Bu ekollerin çoğu insan davranışlarında bireyin karar vermesini etkileyen iç yapısı (yetişme, bilinç, farklı ruh hali ve klinik vakalar) üzerinde dururken özellikle bir tanesi olan Hümanist psikoloji olaya daha bütüncül bakarakinsan faaliyetlerini amacını ve problemlerin temelinde yatan nedenler üzerinde durarak bir ölçüde insan hayatının gayesini açıklamak bakımından önemlidir. Diğerleri, insanın yetiştirilmesine bağlı olan, normal şartlar altında bir insanda bulunan davranış bozuklukları üzerinde dururken Hümanist Psikoloji, insanın dışından, toplumsal ilişkilerinden insanı etkileyerek bireysel ve toplumsal sorunlara sebep olan dış etkenler üzerinde durmaktadır.

Diğerleri psikolojinin gerçek hedefi olan tek tek insan üzerinde dururken, bu anlayışın insan tanımı tüm insanları kapsadığından ve insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerden oluşan sorunlar üzerinde durduğu için bir ölçüde SOSYAL PSİKOLOJİ kapsamına girerek aslında diğerlerinden çok faklı olarak bir medeniyetin insan profilini çizmektedir.  Maslow çoğu doğru olan, fakat birçok eksiklikleri bulunan bir insan tanımı yapar ve toplumsal ilişkilerin bu insanı nasıl etkileyerek açtığı sorunları açıklayıcı bir teori kurmuştur. Hümanist yaklaşım, eski ve yeni yaklaşımları birleştirip bunların çağdaş yorumunu yapmaya çalışmıştır. İnsana değer vermesi açısından bireyci ve özgürlükçüdür. Bu akım Varoluşçu ve Faydacı Felsefe’den etkilenmiştir. Bu psikolojik yaklaşım amacı bireyi denetim altına almak değil, onu özgürleştirmek olduğu iddia edilerek batı’nın özgürlük fetişizmini de desteklemektedir. İnsan toplum ilişkilerini kapsamasından dolayı diğer Batı’lı ekollerden farklı olarak Kapitalist Batı Medeniyetinin insana bakışını tanımlayan bir özelliğe sahiptir.  Hümanist yaklaşım, eski ve yeni yaklaşımları birleştirip bunların çağdaş yorumunu yapmaya çalışmıştır. İnsana değer vermesi açısından bireyci ve özgürlükçüdür. Bu akım Varoluşçu ve faydacı felsefeden etkilenmiştir. Bu psikolojik yaklaşım amacı bireyi denetim altına almak değil, onu özgürleştirmek olduğu iddia edilerek batı’nın özgürlük fetişizmine de destek çıkmaktadır.  Bu farklı özellikleri kapsamasından dolayı diğer Batı’lı ekollerden farklı olarak Kapitalist Batı Medeniyeti’nin insana bakışını tanımlamaktadır.   

Bu akımı kurucuları arasında Abraham Maslow, Carl Rogers, Erich Fromm ve Varoluşçu Felsefe’den etkilendiğinden Jan Pol Stare ile Rollo May’ı da sayabiliriz. Özellikle Maslow’un insan davranışlarının temeli olan insan ihtiyaçlarını tanımlaması, insan faaliyetlerini tanımlama açısından çok önemlidir.Aslen bir Rus Yahudi’si olan ve ABD’de yaşamış Psikolog A. Maslow insan ihtiyaçlarını, 1943 yılında yazdığı bir makalede beş kategoride sınıflandırmış, bu sınıflandırma da insan faaliyetlerinin ve sorunlarının temeli sayılmıştır.  Bu sınıflandırmaya, Maslow teorisi veya İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi ismiyle anılan, 5 farklı kategoriden oluşan ve sonrasında geliştirilerek yeni bir psikolojisi teorisi ortaya çıkmıştır.

Maslow’a göre bir insan en alt tabakadan başlayarak ihtiyaçlarını karşıladıkça bir üst tabakadaki ihtiyaçlarına yönelir. Aç bir insan için bir üst tabaka ihtiyacı olan takdir görmekle pek ilgilenmez. Böyle bir ihtiyacı yoktur. Savaşta güvenlik sorunu olan insanın sevgi ve saygıyla bir işi olamaz. A. Maslow’un insanın ihtiyaç sınıflandırmasına bir bakalım. 

 

MASLOW1

  a)        Fizyolojik ihtiyaçlar

Açlık, susuzluk, cinsellik, uyku, dinlenme, oksijen, ısınma gibi hayatımızı sürdürebilmek için gerekli olan temel ihtiyaçlarımızdır.

b)        Güvenlik ihtiyacı

Hayatımızı tehdit eden her türlü tehlikelerden uzak canlı kalmak, sağlıklı yaşamak ve gelişmek için gerekli olan ihtiyaçlardır. Barınak, düzen ve süreklilik gerektiren bir yaşam alanı, her türlü korku, tehdit, kaygıdan uzak bir yaşam ortamı her insan için gereklidir. Bedensel güvenliğin yanında, sosyal ve ekonomik güvenliğin sağlanmasını gerektirir.

c)       Ait olma-sevgi ihtiyacı

İnsan sosyal bir varlıktır. Diğer insanlarla güven içinde yaşamak dost ve arkadaş çevresinde bulunmak başkaları tarafından sevilmek, danışma, birlik ve beraberlik sosyal bir ihtiyaçlardandır. Arkadaşlık ilişkileri, grup üyelikleri, bir meslek grubuna ait olma, bir aileye, bir millete, ülkeye ait olma bu grupta doyurulması gereken ihtiyaçlardır. Bu ihtiyaçların karşılanmaması, bireylerde, yabancılaşma, ilgisizlik, yalnızlık, umutsuzluk ve bunalım gibi duyguların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

d)      Saygı ihtiyacı

Güç, başarı, bağımsızlık, prestij, statü, ün, taktir edilme ve saygı görmek bu düzeyde yer alan ihtiyaçlardır. İnsanlar, saygı ihtiyacını duyurduklarında kendilerine güvenip kendilerini değerli ve yeterli hissetmektedirler. Bu ihtiyacın karşılanmaması ise aşağılık, zayıflık, değersizlik ve çaresizlik duygularını ortaya çıkarmaktadır.

e)      Kendini gerçekleştirme ihtiyacı

İnsan organizmasını güdüleyen en temel kuvvettir. Bireyin, kendi yeteneklerini sonuna kadar kullanarak istediği yere gelebilme ve hedeflerine ulaşabilme isteği ve çabasıdır. Yani, doğuştan getirmiş olduğu potansiyelleri, davranışa dönüştürme ve ortaya koyma ihtiyacıdır. Kendini gerçekleştirme, yeterlilik ve olgunluğu artırmaya yönelik bir yöneliş sürecidir. Yeterlilik ve olgunluğun yanı sıra, kendini yönlendirme ve özerkliğe doğru bir yöneliş sürecidir.22

Maslow’un bu anlayışı insanın hayatta koşuşturmasını ve karşılaşabileceği problemleri diğer psikolojik ekollere göre daha gerçekçi tanımlamaktadır. Maslow’a göre insan ömrü bu ihtiyaçların peşinde koşmakla geçer ve alttaki bir ihtiyaç karşılanmadan bir üst ihtiyaca gereksinim duyulmaz. Ancak alttaki bir ihtiyaç karşılanmadan üstteki ihtiyaca gereksinim duyulmaz demek biraz güç bir iddiadır. Yoksul veya güvenlik problemleri içinde bir hayat geçiren insanlar da asıl sorunla boğuşurken, kendi aralarında bir üst ihtiyacı tatmin etmeye çalışır. Maslow ve onu örnek alan birçok düşünür, insanın mutluluğunu da bu ihtiyaçların karşılanmasına bağlamışlardır. Bu ihtiyaçları yeterince karşılanmamış insanlarda bunlara bağlı olarak çeşitli psikolojik sorunlar yaşar. Ailesinden ve çevresinden yeterince sevgi görmemiş bir insanın suça meyilli olması gibi. Tabi onlara göre en mutlu insan en tepe ihtiyacını karşılamış insandır. Yine bu sınıflandırmaya göre, ancak diğer alt ihtiyaçları karşılanan insan, yaratıcı insan olabilir. Bu anlayışı dikkatlice incelersek insan hayatı devamlı olarak ihtiyaçlar peşinde koşmakla geçecektir. Bu temeller üzerine kurulmuş bir medeniyet haliyle bu ihtiyaçların karşılanması üzerine odaklanacaktır. Bu temellerde herhangi bir ahlaki ve insani sorumluluk bulunmadığından Batı dünyasında bu konular üzerinde fazlaca durulmaması normal bir durumdur.

Maslow’un anlayışı insan özgürlüğünü temel alıp, insan mutluluğunu ihtiyaçların karşılanmasına bağlayarak oluşturduğu psikolojisi Kapitalist Sistemle büyük ölçüde uyuşmaktadır.  Kapitalizmin kurucularından sayılan A. Simith başta olmak üzere, birçok batılı düşünür için, kendi ihtiyaçları peşinde koşan, ihtiyaçları sonsuz, egoist-özgür-birey örnek model insan tipidir. Özellikle Carl Rogers’inde üzerinde çok durduğu23 “Kendini gerçekleştirme” Kapitalist özgürlüğün temeli olan “Bırakınız yapsınlar-Bırakınız Geçsinler”  ilkesine destek veren bir anlayıştır. Yalnız bu modelde çok önemli bir konu eksik kalmış olup,  Maslow’un bu teorisinde, insanın ihtiyaçlarının karşılanmamasından doğan problemler olduğu gibi ölçüsüzce karşılanmasından doğan problemler ilgili herhangi bir tanım yoktur. Gerçekte bu durum, insanlık için ilkinden çok daha büyük problemlere yol açtığı ortadadır.

Yeni insan psikolojisi

Aslında Maslow’un 5 ihtiyaç kategorisini “Hayati ihtiyaçlar-sosyal ihtiyaçlar ve kendini gerçekleştirme” diye 3 ana sınıfa indirgeyebiliriz.   Maslow’daki haliyle bu ihtiyaçlar, insanı tanımlamak için çok yetersizdir.  Bunlar bir insandan çok, sıradan bir canlının ya da egonun mutluluğu için gereken bireysel ihtiyaçlardır.  İnsanı mutluluğunu sadece ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlayan bu anlayışta insan, sadece almaya odaklanmaktadır.  

     

 

MAS-2

 

Bu haliyle bu psikolojik akım tam bir Kapitalist insan tipini tanımlamaktadır. Biraz ileride ayrıntılarına gireceğimiz, Kapitalist insan tipinden farklı gibi görünen önemli bir insani vasıf olabilecek “Kendini gerçekleştirme” ise Maslow’daki tanımıyla her insan için genellenemeyecek ve çok özel insanlara has bir insani hedeftir ve bu durumda insan için geriye gerçekte 2 ana ihtiyaç sınıfı kalmaktadır. Elbette, insanoğlu yeryüzünde acıdan kaçınır ve mutlu bir hayat sürmek ister ve bunun yolu da “İYİ ŞARTLARDA YAŞAMAK” tır. Bunun için de bazı ihtiyaçları vardır. Kapitalizm’e göre bir insan “İyi şartlara” ne kadar fazla sahip olunursa o kadar fazla mutlu olur, her insan bu şartları oluşturmak için koşuşturur ve bu faaliyetleri sürdürürken psikoloji ve sosyolojinin sorun dediği şeyler ortaya çıkar. Eğer muhatabımız gerçekten bir insan ise, daha doğru bir ihtiyaçlar sınıflandırması şöyle olmalıdır. Önce bunları ihtiyaç yerine İNSAN FAALİYETLERİ olarak tanımlamak daha doğrudur.

    İnsan hayatı boyunca bu ihtiyaçları temin maksadıyla birçok faaliyet içindedir. Bunların en önemlileri, “HAYATİ FAALİYETLER-EĞİTİM FAALİYETLERİ-MADDİ FAALİYETLER – SOSYAL FAALİYETLER – İNSANİ FAALİYETLER” olmak üzere 5 ayrı sınıf olmalıdır. Ayrıca bunlar aşağıdan yukarıya doğru bir piramit gibi sıra ile karşılanacak şeyler de değildir ve insanoğlu hayatta durumuna göre bunlarla iç içe yaşayan bir varlıktır.

YENİ

 

Yeni sınıflandırmaya göre Hayati Faaliyetler; bir insanın normal şartlarda hayatiyetini sürdürmek için gerekli olan, Maslow’un güvenlik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için yapılan faaliyetleri kapsar. Bunlar, insanların hayatta varlığını sürdürebilmesi için her topluma göre değişkenlik gösteren barınma, güvenlik ve diğer fizyolojik ihtiyaçlarıdır.  Eğitim Faaliyetleri, Maslow’un piramidinde bulunmayan, insan için hayatta kalma, her türlü ihtiyacını karşılama ve faaliyetlerin yürütülmesinde asıl ihtiyaç olan bilgi ve beceri kazanma faaliyetleridir. Günümüzde ve geçen zaman dilimi içinde her insan için en önemli ihtiyaçlardan biridir. “Öğrenmenin yaşı yoktur” derler bu her yaşta yapılan bir faaliyettir. Hele bilgi çağı olan günümüzde eğitimsiz hiçbir iş görülemez duruma gelmiştir. Maslow için eğitim, bir insan için nasıl olur da bir ihtiyaç olmaz anlamak zor. Belki 1946 yılında, eğitimi her insan için bir ihtiyaç olarak görmemiş olabilir.

Birçok insan iyi şartlarda yaşamak için sadece hayati ihtiyaçları ile yetinmez daha fazlasını ister, maddi güç ve zevkler peşinde koşar ve bunları temin etmek için büyük bir koşuşturma içindedir. Bunlara Maddi Faaliyetler denir. İnsanın bu faaliyetleri, günlük hayati ihtiyaçların karşılanma faaliyetlerini aşan, hem ekonomik güç sahibi olma, hem de fikri, siyasi ve toplumsal alanda başarılar elde etme faaliyetleridir. Bu faaliyetlerindeki başarısı insan hayatını etkileyen en önemli faktördür. Bunlar hayatta kalmak için gereken zaruri ihtiyaçları aşan şeylerdir. Öncelikle bir insanın bunları arzu etmesi gerekir ve bu da yetmez, daha fazla çaba göstererek eğitim, güç sahibi olma, hırslı olma, kabiliyet gibi bazı özelliklere sahip olmayı gerektirir. İşte birçok sorun, insanın hayati ihtiyaçlarının karşılanamadığı durumdan daha çok, bu maddi faaliyetlerde ortaya çıkmaktadır. Günümüzde birilerinin hayati ihtiyaçlarının karşılanamamasının altında yatan ana neden Kapitalist insan tipinin doymak bilmez maddi faaliyetleri sonucudur. Sosyal Faaliyetler olarak, Maslow’un teorisinde belirtilen sevgi-saygı-ait olma ihtiyaçlarına ilave olarak, çeşitli toplumsal aktiviteler-ilişkiler, iyi bir aile, sosyal-toplumsal düzen içinde yaşamak ta bir ihtiyaç olmaktadır. Yine günümüzde insanın sosyal statüsü, maddi faaliyetlerde başarılı olup olamama durumuna göre şekillenir.

İnsani faaliyetler ise Maslow’un üç ihtiyacından çok farklıdır. İnsanın meşru ölçülerde haz peşinde koşturduğu ve bunlarla mutlu olduğu bir gerçektir. Ancak asıl önemli olan hayati ihtiyaçlarıdır ve bunların karşılanamaması insan organizmasında rahatsızlık yaratır ve hayati tehlike oluşturur. Kapitalist zihniyetten doğan, hiçbir ölçü tanımayan haz, hayatiyetten daha çok, nefsi arzuların tatminidir ve arzuların çoğunu da Kapitalist kültürün kendisi bir ihtiyaç gibi sunar. İnsani ihtiyaçlar da insana haz verir ama bunlar maddi ve bireysel özelliği olmayan, insan olmanın, hayatı paylaşmanın gereği olan ve bir ihtiyaçtan çok kendinden başkaları için bir şeyler vermeyi gerektiren faaliyetlerdir.  Bunlar insanı diğer canlılardan ayıran, bir ölçüde ancak bir insan olan varlığın elde edilebileceği insani değerlerdir. Bu değerler gerçekte medeniyet anlayışının temel paradigmasından doğan İyi ve kötü ölçülerden oluşur.

Uğruna mücadele edilecek, gerekirse hayatını feda edecek, hayatı ve varlığı sorgulayan ve anlamlandıran doğru bir fikir ve inanç sahibi olma; vatan, millet, namus, ahlaki davranış vs. yüce değerlere sahip olma; insanlara faydalı olma, empati, kendisi ihtiyaç altında olsa bile başkasını tercih etme, fedakarlık, karşılık beklemeden hizmet, diğer insanların haklarını ve hayatı koruma yani sorumluluk sahibi olma. Bazen bu faaliyetlerin sonucunda insan zor durumda kalabilir hayatına mal olabilir. Ancak insan nasıl acı biber yemekten de haz alabiliyorsa, bu maddi olmayan hizmetlerinde de haz alır. Bir ideal uğruna canından olmak veya topluma hizmetinden dolayı ülkenin kahramanı olup madalya almak gibi. Bunlar Maslow’un piramidinde olmayan “İnsani ihtiyaçlar”dır. İnsanlık ahlakının İYİ ve KÖTÜ değerlerini kapsar. Bunlara bir ölçüde herkes için adalet anlayışındaki KÂMİL İNSAN değerleri denebilir.  İnsanoğlu bu değerlere sahip oldukça olgunlaşır. Bir insanın bu tür faaliyet içinde olması demek öncelikle bu insani ihtiyaçları-değerleri aile, eğitim ve toplumdan kazanması gerekir. Ancak Batı Medeniyeti’nde bu değerlere önem verilmediğinden bunlar, insan için ciddi bir eğitim ve öğretim konusu değildir. Hümanistik psikologlardan olan Carl Rogers, aslında İDEAL BENLİK-ÖZ SAYGI tanımlamalarında bir miktar Kamil İnsan tanımına yaklaşmıştır. Ancak konuyu yerince aydınlatamamıştır.

Hayat sadece maddi ihtiyaç peşinde koşmak değildir. İhtiyaçlar hayatta kalmak için gereken şeylerdir. Bunlar bir insan için asıl hedef olamaz. İnsan olmanın şuuruna eren bir insan, bu hayatın sadece bir ömür boyu harcayacağından kat kat fazla, milyonlarca kişiye yetecek bir servet peşinde koşmakla harcanmayacağını bilincine varıp, kainat ve hayatın gerçeğini anlamaya çalışır. Hayvan, günlük ihtiyaçlarının karşılanmasıyla onun mutlu olur ve tehlikeden uzaksa başka bir şey aramaz. Ancak insan nereden gelip nereye gittiğini ve hayatın bir gayesi olup olmadığını sorgular. Burada ister istemez Sokrat’ın “Sorgulanmadan yaşanan hayat, yaşanmamıştır” sözüne gelmekteyiz.  Elbette insan kendisini iyi şartlarda yaşatacak bir ortam oluşturmak için çaba sarf edecektir. İnsan, hayvandan farklı olarak maddi ihtiyaçlar için çabalarken, toplumda bir statü sahibi olmak içinde çaba harcayacaktır. İşte insan bu faaliyetinde, çevreden aldığı iyi-kötü değerlere göre; bu statüyü ya maddi ihtiyaçlarla elde ettiği güçle, ya da toplumuna ve insanlığa kâmil insan vasıflarıyla kendinden bir şeyler vererek-infak- sağlar.

İnsani fabrika ayarlarının özünde faydalı, iyi, güzel ve doğru olana yönelme eğilimi vardır.  Ancak yetiştiği çevreye göre onu kötü, bencil, egoizme yönlendirmeye de açık bir nefsani yönü de vardır. Bu yönleri çevreden aldığı eğitim ve öğretimle şekil alır. İşte bu yüzden insanın, diğer insanlarla ve çevresiyle ilişkilerini düzenleyecek bir takım kurallara ihtiyacı vardır. İşte bunlara insani değerler ya da insanlık ahlakı denir. İnsanlık tarihinde bu kurallar ya insan aklının, ya insan aklıyla saptırılmış bir dinin ya da saf bir ilahi bir dininin ürünüdür. İnsan aklından ve saptırılmış bir din anlayışından çıkanların en belirgin ortak özelliği, toplum içinde birilerinin hakları daha üstün olup, ayni zamanda ya bir ırkın veya bölgenin haklarını diğerlerinden-ötekileştirdiklerinden üstün tutmasıdır. Asıl olan herkesin insanca yaşamasını hedefleyen bir İnsan Medeniyeti kurmaktır. Tabi bir insan aklıyla da bu anlayışa gelebilir. Diğer ihtiyaçlar ise her canlıda doğuştan yaradan tarafından verilmiş ve içgüdüyle ortaya çıkan, her canlıdaki standart ihtiyaçlar olup, insani ihtiyaçlar, diğer ilk üç ihtiyacın karşılamasında esnasında karşılaşılan zorluklarda, insanın tepkilerine yön veren, insani ilişkileri düzenleyen, insan için gerekli iyi-kötü düşünce ve davranış biçimleridir.

Aslında diğer dört ihtiyacın karşılanmasını kapsayan ve yöneten değerlerdir. İnsan için birçok sorun, insani ilişkileri sürdürmesinde ve olaylar karşısında yanlış tepkiler vermesinde ortaya çıkmaktadır. Hayatta bu sorunlar karşısında insana en lazım olan şey, KAMİL İNSAN vasıflarıdır.  İnsan davranışları üzerinde duran diğer psikoloji dalları, davranışların nasıl ortaya çıktığı üzerinde dururken, bu gerçeği göz ardı etmişlerdir. Sözün özü insani ihtiyaçlar insanı, insanlık için bütün sorunların temelinde yatan EGOİZM batağına düşmekten kurtarıp hayata yeni bir anlam katan değerlerdir.  Eğer bir insanın insani ihtiyaçları karşılanmazsa insan, egoist dürtülerine karşı savunmasız kalmakta ve ötekileştirdikleri insanların haklarını hiç düşünmeden gasp edip çatışmaya yol açmaktadır.

                                Faaliyetler ve sorunlar

En önemli konulardan biri de, her faaliyet kademesi, insan için önemli bir ana sorunla ilintili olmasıdır. Hayati faaliyetler-BAĞIMSIZLIK, Eğitim faaliyetleri-CEHALET, Maddi faaliyetler-SÖMÜRÜ, Sosyal faaliyetler-YABANCILAŞMA, İnsani faaliyetler-EGOİZM gibi sorunlarla bağıntılıdır.

Hayati ihtiyaçları karşılanamamış, başkasına muhtaç bir insanda BAĞIMSIZLIK bir sorun olarak kendini gösterir. Özgürlüğün üç temel ayağı, ekonomik, siyasi ve fikri bağımsızlıktır. İyi eğitim alamamış bir insanın en büyük problemi CEHALET, her alanda geriliğin, her türlü başarısızlığın ve sadece maddi ilimlerin öğretilip, özellikle eğitimle insani değerlerin öğretilememesiyle, insanın egonun eline düşmesinin de baş sebebidir. Egoist hırslarla yapılan maddi faaliyetler sonucunda elde edilen büyük başarılar ve maddi imkânlar sonucunda, kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkacak olan SÖMÜRÜ sorunu ise, insanlar arasında esaretin, adaletsizliğin, haksızlığın ve çatışmaların temelidir. Başkalarının haklarını gasp etmek olan sömürü, insani değerlere sahip olamamış egodan kaynaklanan bir sorundur. Sömürü ve egoizm ortak bir sorundur. İyi bir sosyal düzenin bulunmadığı ve toplumsal kaynaşmanın olmadığı, sosyal ihtiyaçları karşılanmamış bir insanda ana sorun YABANCILAŞMA sorunudur. Milyonların yaşadığı metropollerde, yüzlerce kişinin yaşadığı sitelerde samimi bir dost bulamamak.

Gelelim bütün sorunların ana kaynağına.  Her türlü maddi ihtiyacı karşılanmış ancak insani ihtiyaçlar karşılanamamış bir insanı bekleyen en büyük tehlike EGOİZM’ dir. İnsanı egoizmin batağından kurtarıp onu özgür kılacak tek şey insani faaliyetlerdir. Egoizm insanın düşünce hayatını tutsak eden en sinsi tuzaktır. İnsan,  her kötülüğün başı olan egoizmden kurtulduğu ölçüde, diğer ihtiyaçları giderme faaliyetlerinde ortaya çıkan BAĞIMSIZLIK, SÖMÜRÜ, YABANCILAŞMA ve ANLAMSIZLIK gibi sorunlar ve dünyada çatışmalar azalacaktır.  Bütün bu sorunların kaynağı egoizmde yatmaktadır.  İnsani ihtiyaçların kazanılması tabi ki insana verilen eğitimle mümkündür ve insani faaliyetler insanı insanileştirir, insana sadece maddi ilimleri öğretmek onun egoizmden kurtulmasına yetmez. İnsan ne kadar insanlaşırsa çatışmadan da o kadar uzaklaşır. Çünkü Kâmil insan, “Herkes için iyi şartlarda” yaşamasını isteyen, sorumluluk sahibi, fedakar ve paylaşmayı bilen insandır. Kâmil insan, almakla değil vermekle ve başkalarını mutlu etmekle mutlu olan insandır. Böyle insanlardan oluşan bir toplumda bağımsızlık, sömürü, egoizm, adaletsizlik, yabancılaşma gibi çatışma doğuran sorunlar en aza indirgenir. KÂMİL İNSAN, EGONUN TUTSAKLIĞINDAN KURTULDUĞU İÇİN GERÇEKTEN İNSANLIK İÇİN EN DOĞRU VE FAYDALI OLANI SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİP İNSANDIR.  

 Hayati ihtiyaçların yeterince karşılanamaması biyolojik ve ruhsal sorunların yanında aslında bağımsızlık sorunu doğurur. Bu ihtiyaçların gerektiğinden fazlasına sahip olup büyük güç ve başarı sahibi elde edenler de ise egoizm, hedonizm ve narsizmin ağına düşerek hâkimiyet peşinde koşup, gücünü ve varlığını daha fazla arttırma, muhtaç durumda olanlardan çok daha büyük bir sorun olarak kendini gösterir. Yeryüzünde her zaman bu iki gurup insan var olmuştur. Gerçekte bir başkasına, bir başka ülkeye muhtaç olma durumu, her zaman fiili bir işgal olmasa bile yine de bağımsızlık ve özgürlük sorunu doğurmaktadır. Yaşanabilecek çevre ve doğal hayat ihtiyacı da hayati ihtiyaçlar arasındadır. Hayati ihtiyaçların yeterince karşılanmasında birilerine fazlaca bağımlı olunması; milyonların yaşadığı metropollerde kibrit kutusu gibi ev ve dairelerde yaşayıp, havası suyu, elektriği yakıtı, işi aşı bir yerlere bağımlı olan bir insanın huzurlu ve özgür olması, özgür hareket edip özgür düşünmesi her zaman bir sorun olacaktır. Ayni zamanda bu durum insanın hayalindeki hedeflere ulaşmasının ve kendini gelişiminin önündeki en büyük engeldir. Bu durumda gerçek özgürlük hem ekonomik-siyasi ve hem de düşüncede bağımsız olmaktır. 

                 İnsanın en önemli gerçeği

İnsanın en önemli gerçeği, hırsları ve girişimciliği temsil eden ve bir insanın yaşam enerjisi olan NEFS-istek ve arzu sahibi olduğudur. İnsan, varlığına girişimcilik ve dinamizm veren çeşitli hırslarımızın kaynağı NEFS denilen bir hayat enerjisine sahiptir. Bu enerjinin tükenmesi demek, insanın yukarıda belirttiğimiz faaliyetlerin durması ve bir sürü sorun yaşaması demektir. Bunun durması ya psikolojik sorunlarla ya da esarete düşüp (Hapis, köle, işgal gibi) özgürlüğün sınırlandırılmasıyla olur. Bu yüzden tamamen nefsi öldürmek diye şey yoktur, ıslah etmek vardır. Egoizm ise bu hayat enerjisinin, İslam’da NEFSİ EMMARE diye tanımlanan bu nefsin, hiçbir ahlaki kural tanımadan her türlü zevk sefa peşinde koşmak, başkalarının haklarını hiçe sayarak her şeyin kendi hakkı olduğu hırsına sapmasıdır. Yoksa istek ve arzularını meşru ölçülerde gideren Kâmil Nefs problem üretmek yerine problem giderici rol oynar. İnsan yetiştiği ortama göre şekillenerek Nefsi Emmareden-Egoizmden, Nefsi Kâmile denilen saf temiz olgun bir mertebeye yükseltilebilir.  Bu açıdan nefs hem kişi-insan ve hem de ego anlamında da kullanılmaktadır. Her insan bu iki özellik arasında bir yerdedir. Ama Kâmil insan olmak BİRR’E ULAŞMAK öyle kolay değildir. İşte insanoğlu yukarıdaki hayat basamaklarında tırmanırken bir yandan bu iki nefs özelliklerine sahip olurken, bir yandan da bu özelliklerin kendisini yönlendirmesiyle kendini gerçekleştirmeye-kanıtlamaya çalışır.

                  İnsani ihtiyaçlar ve sosyal psikoloji

         Bizce bir insanın yetiştirilmesinde asıl ve öncelikli olan, onu nefs ve egonun eline düşüp narsist bir kişilik oluşturacak etkileşime düşmesini önlemektir. Bu sorun, ilk insandan beri insanlığın en önemli sorunudur. İnsani çatışmaların altında yatan temel sorun budur. YOK ET Batılı psikolojik ekoller ise daha çok bireyin iç dünyasındaki etkileşimler ve davranışların kökeni üzerinde durmuşlardır. Bu yaklaşımlar bazı bireysel sorunların ve kişilik bozukluklarının çözümünde yardımcı olabilir ancak toplumsal hayatta çok önemi yoktur ve aslında bireysel sorunların çoğu yine narsist kişilikten kaynaklanır.  Bizdeki ego, Freud’taki aslı benlik olan EGO’su değildir ve bizdeki ego anlayışımız daha çok Freud’taki İD’tir ve bizim insani ihtiyaçlarımız, İD-EGO-SÜPER EGO gibi her üçünün oluşumunu kapsar.  Freud’un kızı olan Anna Freud’un kurucusu olan olduğu EGO PSİKOLOJİSİ daha çok İd-Ego-Super egonun işlevleri üzerinde durmuştur. Tamam Freud, “İnsan kararlarında ve davranışlarında Ego-benlik, İd-Alt benlik ve Süper ego-Üst benlik arasına sıkışır” der ama bu İD ve SÜPER EGO nasıl oluşur önemli olan budur ve asıl çatışmanın kaynağı olan bu konu üzerinde duran yoktur.  Bu konuya seyirci kalmalarının sebebi egoist insanın, Batı’nın meşru gördüğü bir kişilik olması ve onların özgürlük anlayışının temel karakteristiği olmasıdır. İşte bu yüzden, Batı Medeniyeti’nin insan anlayışı gereği Batı’lı ekollerde, gerek bireysel psikolojide gerekse sosyal psikolojide insanın bu yönüne bir sınır koymak özgürlüğüne müdahale kabul edilmiştir. Bunlar aslında insanın hayata, ekonomiye bakışını ve toplumla olan ilişkilerine yön veren konular olduğundan, bireysel psikolojiden ziyade sosyal psikolojinin kapsam alanında ele alınması gereken yeni bir bilimsel konulardır. Bu sorunlar, insanın kendi iç dünyasından çok, içinde yaşadığı toplumuyla olan ilişkilerde ve iki toplum arasında da mevcuttur.     

                    Kendini gerçekleştirme

Freud’un anlayışındaki gibi insan için kötümser, düşük vasıflarda değil; Bilişsel-Varoluşcu-Hümanistler için, insan için çok iyimser, gelişmeye açık, üstün vasıflara sahip olduğunu savunurlar. Bu vasıflar insanda doğuştan vardır ve insana insanlık öğretilmez derler. Tabi bu çok eksik bir anlayıştır ve en büyük yanılgılarıdır. Maslow göre kendini gerçekleştirme maddi ve dünyevi değildir. Ona göre her insanın içinde var olduklarını iddia ettikleri yaratıcılık, içsel öz, atıl, insani ve kişisel özün ortaya konması gibi bir hedefi kast etmektedir.24 Ancak Maslow için bu eylem,  o kadar kolay ve her insanın gerçekleştirebileceği bir iş olmadığını ve insanların yüzde birinden daha azı bu işi gerçekleştirebildiğini söyler. Bu ekibe göre insan özgür bırakılmalı, ona müdahale etmemeli o kendisi için en iyi olanı bulur. Ancak aksine her insan kendisi-egosu için en iyisini bulduğu ortada,  insanlık tarihinde bunca çatışma niye, Freud daha haklı gibi görünmektedir.

Bizim iddia ettiğimiz kendini kanıtlama hayatın bütününü kapsar, bu iş tek yönlü değildir ve insan bu mücadelenin sonunda iyi veya kötü olanı seçerek kendini topluma kanıtlar. Bu adamlar insanın iyi yanı olduğu gibi bir kötü yanı olan nefsin olduğunu göz ardı etmektedirler. Bu iş öyle Maslow’un her türlü ihtiyaçlar karşılandıktan sonra “Şimdi sıra geldi kendimi gerçekleştirmeye” şeklinde değildir. YOK-ve Eğitim, öğretim ve toplumsal kültür insanı bu hedefe varmakta son derece olumlu veya olumsuz etkilemektedir. Maslow’un tanımladığı şey şu gerçeği vurgulamaktadır. İnsan, iyi ve kötüyü ayırt edecek şekilde yaratılmıştır, kötü olan şey ve davranış  özellikle toplum hayatında her insan için kötüdür. Ayni zamanda, yanlış davranış ve kötüden kaçınıp, kendisi için iyi olana, gerçek olana yönelip, onu kavrayabilme yeteneğine sahip yaratılmıştır. İçindeki bu mükemmellik arayışı sonunda bazı insanlar, kötü bir ortamda yetişse de iyi olanı bulur ve ona teslim olur.  İşte böylece Aydınlanma Çağı ile başlayan ve önceleri çok daha vahşice olan toplumsal ilişkilerde insanoğlu sağ duyusuyla bugünlerde iyi bir hayat için ortak iyilere ulaşmıştır. Ancak bu seviye öyle her insan için rastgele tek başına ulaşılacak bir nokta değildir.  Eğer insanı başı boş bırakırsak her insan yetiştiği ortamda kazandığı değerler üzerinden kendini gerçekleştir. İddiamız insan için gereken bu insani vasıflar-ihtiyaçlar her insana öğretilmeli ve hedefe çok ufak bir azınlık yerine tüm insanlar yönlendirilmelidir.  Bir insanın hayat mücadelesinde başarılı ve iyi bir insan olabilmesi için sadece teknik bilgilere değil, olgun insan olma bilgilerini de öğrenmeye de ihtiyacı vardır. Bu iş öyle, “İnsana müdahale etme o mükemmel yaratılmıştır ve iyi olanı bulur” demekle olmaz. Bu da bir özgürlük saplantısıdır ve Kapitalist FAYDA ve HAZ kültürüyle yetişen insanların çoğunun, egonun istikametinden çıkıp doğruya yönelmesi mümkün değildir. Ancak bunu ufak bir azınlık gerçekleştirebilir ve Maslow’un kendini gerçekleştiren ufak azınlığı işte bunlardır. Bu yüzden bütün insanlığa genellenemez.

İnsan bir yandan hayatiyetini sürdürmek için gereken ihtiyaçlarını temin için koşuştururken, bir yanda da ortaya koyduğu kimliği, sahip olduğu insani değerler veya maddi gücüyle toplumda kendini kanıtlamaya çalışır. Bu iş bir ömür boyu sürer ve insan iyi kötü bir iz bırakarak bu dünyadan göçüp gider. Tabi bu iş bazılarına göre MADDİ GÜÇ sahibi olmak, bazılarına göre insanlık için iyi bir insan olarak, “İYİ BİR DÜNYA KURMAK” idealine katkı sağlamak, yani insanlık için bir şeyler vermektir. Bu durumda birinci gruptakiler “YEMEK İÇİN YAŞAR” (ihtiyaçlar-maddi güç peşinde koşan) ikinci gruptakiler “YAŞAMAK İÇİN YER” (Maddi ihtiyaçlar insani faaliyet yapabilmek için hayatta kalma aracıdır), yani hayatın gayesi ihtiyaç peşinde veya ihtiyaçtan çok fazla şey peşinde koşmak değildir. Kâmil insanın en baş özelliği işte budur. İnsan varlıklı olsun veya olmasın her durumda gelişimini engelleyen büyük engel cehalet ve bir yerlere bağımlı olmak yani yeterince özgür olmamaktır.

                        Hata nerede?

Peki, gelelim asıl soruya. İnsanın sorunu kapitalistleri veya Maslow’un iddia ettiği gibi maddi ihtiyaçlarının karşılanmasıyla biter mi? Kapitalist kültürde “Tüketen, varlık sahibi olan insan saygın insan” olduğundan, insanları, birçoğu gerçek hayati ihtiyaçlardan uzak, ihtiyaçlar ve zevkler bağımlısı yaparlar, sonra da insanı, bunları tatmin için çalıştırıp, hayatını bunları elde etme peşinde koştururlar. Böyle yetiştirilen insanın mutluluğu öncelikle bu ihtiyaçların karşılanmasına bağlı gibi görülebilir. Yeni bir cep telefonu çıkar ona sahip olur, mutluluğu bir an yakalar, bir yıl sonra bir yenisi çıkar ona sahip olmak için koşuşturur. Ama gün gelir bu insanı çocuk gibi eğlendiren teknolojik oyuncaklarda bir işe yaramaz olur. İnsanın sadece ihtiyaçlarının karşılanmamasında değil fazlaca karşılanmasıyla da problemler ortaya çıkar. Bir gün gelir bütün bunlar insana zevk vermez, egosunu tatmin etmez olur. Çünkü sahip olunduğunda insanın bütün problemlerini çözen ve onu mutlu eden bir şey yaratılmamıştır.

Alkol uyuşturucu gibi mutluluk hormonlarını salgılatıp yapay mutluluk veren maddeler de bir müddet sonra vücudu zehirlemeye başlar bunlar da zevk vermek yerine acı vermeye başlar. Deneyecek bir şey kalmayınca insanoğlu büyük bir boşluğun içine düşer ve insan sorgulamaya başlar, “Hayat böyle boş koşturmaysa ben neden yaşayayım, böyle anlamsız hayatı yaşamama ne gerek var”. İşte bugün her ihtiyacı karşılanmış kapitalist Batı dünyasının insanının psikolojik sorunlarının altında yatan ana neden budur. Bu insanlar Maslow’un aksine her türlü ihtiyaçları fazlasıyla karşılanmış olanlardır. Sadece maddi ihtiyaçları değil, sevgi, saygı olarak ta birbirlerine bunlar kadar sevecen, nazik ve saygılı insanlar yoktur. Ama bu tür davranışların temelinde dostluktan ziyade, egoyu ve karizmayı okşamak, maddi varlık ve statü ile ilintili olarak bireyi yüceltmek olduğundan çok resmiyette kaldığı için yine de yabancılaşmanın önüne geçilememektedir. Ego ön planda olduğu için yapılanlar samimiyet ve dostluk uzak olduğundan dolayı tesir etmemekte, ortada gerçek bir sevgi ve dostluk oluşmamaktadır.

              İnsanın asli sorunu: ANLAMSIZLIK

Bu, zengin fakir herkesin sorunudur. Sabah kalk işe git çalış eve dön, imkânın varsa akşam zevk sefa ara, ertesi gün yine ayni monoton hayatı robot gibi tekrarla. Ne anlamı var böyle hedefsiz yaşamanın. İnsan hayvan gibi içgüdü komutlarıyla hareket eden bir varlık değildir. Bütün bu koşuşturmaları sorgulayıp bir anlam bulamadığı takdirde geriye yapacak iki şeyi kalır ya hayata küsüp psikoloğa gitmek ya da bu boş hayattan kurtulmak için intihar. Bu gerçeği üzerinde duran Varoluşçu-İnsancıl psikologlar bu konuya kafa yormaktadır. Bunlara göre modern insanı psikoterapiste yönelten birincil problem “YAŞAMIN ANLAMI VE AMACI NEDİR?” sorusundan kaynaklanan kaygılar ve arayışlardır. “Kendini arayan insan” kitabının yazarı Varoluşçu-İnsancıl psikologlardan Rollo May bu konuda şöyle der:

“Kendi klinik deneylerime ve meslektaşlarımın gözlemlerine dayanarak yirminci yüzyılın ortasında bireyin esas probleminin ‘boşluk’ olduğunu söylemek size şaşırtıcı gelebilir. Acı veren bir güçlüksüzlük duygusuyla karışık oradan oraya atılmışlık fikrine esir düşüyorlar çünkü kendilerini anlamsız bir boşlukta hissediyorlar.”

May bunun sebebini şöyle açıklıyor. Toplumsal değer yargılarının çöküşü, insan olmanın onurunun unutulmuş olması, insanın doğa ile uyumunun bozulup çevresine yabancılaşması ve bireyin değerine olan inancının kayboluşudur. Frankl ise varoluşsal boşluğun üç biçimde insana yansıdığını söyler. Depresyon, saldırganlık-intihar ve madde bağımlılığı.25 Avusturyalı psikiyatr Victor E. Frankl geliştirdiği “Logoterapi” adlı yönteminde, Filozof Epikür’den gelen ve Jeremy Benthami, James Mill ve John Stuart Mill gibi düşünürlerin “Faydacı Felsefe-Psikoloji”nin aksine, “İnsanın temel uğraşısı haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmak” der ve “İnsanın var oluşunun özünü sorumluluğa bağlar. Kişi hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar kendini unutursa o kadar çok insan olur ve kendini gerçekleştirir” der.  Frankl’da bu konuda fedakâr insanı üstün tutar.26 İşte şimdi geldik asıl hayvandan farklı İNSAN OLMANIN büyük sorumluluğuna. İnsan için iki ana yol vardır. Birincisi maddi değerler yani FAYDA peşinden koşmak, diğeri insani değerler yani bir ideal. İnsan yetiştiği ortama göre bu iki uç arasında bir yerdedir. İnsani değerlerden uzak yetişen ve maddenin-egonun eline düşmüş bir insan da, gün gelir, insan olmanın gereği olarak hayatı sorgular, hayatta ihtiyacından çok çok fazla şeylere sahip olduğu halde hâlâ maddi varlık peşinde koşturmanın anlamsız olduğunu görebilir ve daha anlamlı hedefler idealler arar. Bulamayınca da psikoloğun kapısını çalar. Allah insana anlamlandırıcı ve sorgulayıcı bir beyin gücü vermiştir. Şu kainat, içindeki varlıkları ve hayatı bilip anlamlandıracak tek varlık insandır. İşte maddi şeyler peşinde koşuşturmadan biraz kurtulan insanı bu güç dürtmektedir. Sen nesin, hayat ne, kainat ne, nereye gidiyorsun vs.? Bu hayatta hangi gaye peşinde koşmalıyım. Hayat ihtiyacın olmadığı halde, dağ gibi servet yığma peşinde harcanıp yanına bir şey almadan çekip gitmekse bu koşuşturma niye? Sorgulayan insan şöyle demez mi “Hayat boyu ne toplarsan topla, ne yaparsan yap sonunda hepsi sıfırla çarpılacaksa ben neden yaşayayım?” İşin özü insan için nihai sorun HAYATIN GERÇEĞİNİ BULMAKTIR. İşte insanın bu sorgulamalarından Felsefe doğmuştur ve bütün ilim dalları da Felsefe’den türemiştir. Maddeye kul olmak akıl sahibi bir varlık için son derece alçaltıcı bir durumdur. İnsan maddi şeylerden çok yüce bir varlıktır, bir şeye kul olup ona hizmet edecekse, hayatını onun uğruna tüketecekse, bu şey kendinde çok daha yüce bir gaye ve hakikat olmalıdır. Ünlü Filozof Sokrat “Gereği gibi sorgulanmayan hayatın yaşamaya değer olmadığını” söylemiştir ve bulduğu gerçeği hayatına mal oluncaya kadar da savunmuştur. Bir insan için dünyada her türlü maddi, hayati, sosyal vs. sorun bitse de, bu arayışı bitmeyecektir. Bu arayışına hangi din, fikir, ideoloji, düşünce ile cevap bulursa orada sorun biter. Tabi mesele olan GERÇEK olanı bulmaktır. İşte gerçek özgürlük budur. Tüketim için bize yutturulan sahte geçici putlara bağlanmak asıl esarettir.

Sadece ihtiyaçların peşinde koşan veya zorla koşturulan, hayatta başka bir hedefi olmayan insanın sonunda varacağı nokta budur. Bu açıdan insanın arayışlarına cevap verecek yön aslında “İNSANİ İHTİYAÇLAR”dır. Maslow insanlarda psikolojik rahatsızlıklar oluşmasını, sıraladığı ihtiyaçlar zincirini elde edememeye bağlar. Oysa asıl gerçek, her şeye sahip olan bile bu koşuşturmayı anlamsız bulup hayattan tad alamayıp, bu insanların daha fazla psikolojik rahatsızlıklara düştüğü bir gerçektir. Egosunun esiri olmuş, insani değerlerden uzak bir eli yağda, bir eli balda olan insanın narsist bir yapıya düşeceğinden sosyal hayatta büyük sorunlarla karşılaşacağı kaçınılmazdır. İnsan için sorun ihtiyaçların karşılanmaması olduğu gibi ölçüsüzce karşılanması ise daha büyük sorundur. Bu durumda asıl sorunlu ve narsist bir insan ortaya çıkmaktadır. Asrın bu vebasının ilacı insani ihtiyaçların karşılanmasıdır.

Zengin Kapitalist ülke insanlarının hali ve bu güçlerin dünya insanlığının başına ne sorunlar açtığı ortada. Tamam, insan ihtiyaçlar peşinde koşturan bir canlıdır ve bu ihtiyaçları giderilemezse sorunlar yaşar ama bunun ölçüsü ne, bu ihtiyaçları fazlasıyla giderilen insanda sorun kalmaz ve insanlara karşı sevgi dolu, en medeni, en mutlu bir insan mı olur? Yoksa sorunlar çok daha fazla artıp çok saldırgan ve çok depresif bir insan mı ortaya çıkmaktadır? İşte bu asıl sorunu Maslow’un piramidinde görememekteyiz. Son üç asırda 250 milyon kişiyi katledenler aç olduklarından bu katliamı yapmadılar. Bu yüzden bu anlayış insan problemlerinin anlaşılmasında çok eksik kalmaktadır. Ne diyelim:

Servetle biz zannederdik ki eshabı rahat eder

Rahatla zannederdik ki dilde sukunet artar

Bulduk bir ehli tahkik, sorduk hakikatinden

Dedi! Servetle gaflet, rahatla illet artar

                                                       LÂ EDRİ

     Depresyon ilaçlarının tüketimi her yıl artmakta. Dikkat edilirse psikolojik rahatsızlıklar daha çok varlıklı insanlarda görülür. Büyük maddi zorluklarla büyüyen bir gecekondu insanı narsis olamayacağı için kaç tanesi psikologluktur bir düşünelim. Bu girdaptan kendini kurtaramayanın sonu depresyon, klinik veya intihardır. Zaten insanı diğer canlılardan farkı budur ve eninde sonunda egonun isteklerini anlamsız bulur ve hayatına anlam verecek insani arayışlara yönelir.  Ferrari’sinden vazgeçen adam gibi, “Ben neyim, nerden geldim, ne için yaşamalıyım ve nereye gidiyorum”. Hayatı sorgulamak, bir anlam aramak, yeni bir düzen kurmak hayvanla insanı ayıran asıl özelliktir. Bu da insana insani değerlerin öğretilmesiyle oluşur. Bu değerlerin ışığında insan maddeye takılmaz, egoyu aşar ve anlamsızlıktan kurtularak hayata bir anlam katarak gelişimini tamamlar.

Bu yetenek sadece insana verilmiştir. Hayvan sorgulamadan yaşamaya programlanmıştır ve hayatın anlamını arayıp sorgulamadan yaşamaya devam eder. İşte bu sorulara cevapları insani ihtiyaçlar karşılar. Şimdi geldik MEDENİYETLERE YÖN VEREN en temel gerçeği bizlere daha iyi anlatacak vurgunun tekrarına KAPİTALİZM  EGOYU ÜSTÜN TUTAR, İNSAN MEDENİYETİ İSE İNSANI.  Biri azdırılan egonun ihtiyaçlarına diğeri insani ihtiyaçlarına değer verir.  İnsan Medeniyeti’nin ana temellerinden biri de bu psikolojik yaklaşımdır. Birinde varlıklı insan, diğerinde KÂMİL İNSAN değerlidir. Böylece Kapitalizm, insanın sadece egosunu dikkate alarak insanı Homo ekonomicus olarak tanımlar, insanı diğer canlılardan ayıran, insanı insan yapan asıl insani yönünü görmezden gelir ve egoizmi meşrulaştırır, insanlık için son derece tehlikeli bir yoldur, bu yüzden insana bakışı eksiktir.  Eğer bir iki insan arasında, insandan kaynaklanan bir sorun varsa, bunun temelinde bir tek sebep yatar bu da, taraflardan birinin diğerine yaptığı HAKSIZLIKTIR.  Bir insanın başka bir insana karşı haksızlık yapmasının temelinde yatan gerçek te EGOİZMDİR. Ben özelim, ben üstünüm, daha iyi şeylere layığım egoizmden başka bir şey değildi. Toplumlar arasında da durum aynidir. Burada da ötekileştirmenin altında yatan gerçek yine aynidir. Aynen şeytani gerçek olan “Biz daha üstünüz, her şey öncelikle bizim hakkımız, diğerleri bize hizmet için yaratılmış” vs.  

  Ego veya Ben Ötesi Psikolojisi

İnsan, uğruna can bile feda edilebilecek değerler, idealler sahibi olmak ister. İlk iki sınıfı aşamamış insanlar hayatta devamlı problemlerden kaçınıp bir şeyler almaya çalışır. İnsani değerlere sahip insan ise, almaktan çok vermeye, diğer insanlarla sahip olduğu şeyleri paylaşmaya ve hayatı sekteye uğratan problemlerin üzerine giderek çözmeye (İnfak etmek) çalışır. Bencilliği yani egoyu aşmanın başka yolu yoktur. Asıl çağdaş insandaki psikolojik çöküntünün nedeni insani değerlere sahip olmamaktan dolayıdır ve psikolojik sorunların fakir insanlardan daha çok zenginlerde fazla olmasının nedeni budur. Her kötülüğü başı egoizmdir. Çünkü egoist insanlar sadece kendi menfaatlerini düşündüğünden, gerçek bir sevgi ve dostluk oluşmaz. Ne kadar medeni olduklarını iddia ederlerse etsinler, her biri kendi üstünlüğünün ve hakimiyetinin peşinde koştuğu için bir yuvada uzun bir müddet sevgi ile dostça yaşamaları mümkün değildir.

Bu sorunlar ancak ben ötesi bir psikolojik yaklaşımla çözülebilir. Batı dünyasında, Carl Gustav Jung, Stanislaw Grof, Ragıp Baba diye bilinen Cerrahi tarikatına bağlı ABD’li Prof. Robert Frager27vb. psikologlar Transpersonal ya da Ben Ötesi Psikoloji adı altında yeni bir ekol ortaya atmışlardır. Ülkemizde de Psikolog Dr. Mustafa Merter28 başkanlığında bu ekol sürdürülmektedir. Yine bu ekolden  olan Gregory A. Curtis, Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi’ne altıncı madde olarak “Kendini aşmak” maddesi ekleyerek bilgelik, merhamet, ruhsal sezgi gibi vasıflara erişmeyi ekleyerek olaya insani bir boyut katmıştır.  Egoyu aşma üzerine kurulu Yeni İnsan Psikolojisi çalışmamız da Ego-Nefs veya Ben Ötesi Psikolojisine giren bir çalışmadır. Aslında Maslow sonunda, bu gerçeklerin farkına varmış ve kurucusu olduğu Hümanist-İnsancıl Psikolojinin ötesinde, yani ihtiyaçlar peşinde koşmanın ötesinde bir Ben Ötesi Psikoloji’ye geçişi düşünmüştür.29

Özellikle kendini gerçekleştirmiş kişilerin daha insancıl, paylaşımcı ve daha olgun kişilik sergilediklerini düşünerek bir ölçüde bu gidişe bir kapı aralamıştır. Ben-kişilik ötesi Psikoloji, son yıllarda gelişen ve Hümanist-İnsancıl Psikolojinin birkaç adım ilerisi olan insan problemlerine yeni bir bakış açısı sunan bir yoldur. Artık kişilikte her şeyi hazza indirgeyen Freud ve benzerleri bir işe yaramamakta ve egoizmden kaynaklanan kişilik problemlerinin çözümüne değil meşrulaştırılmasına hizmet ettiği ortaya çıkmıştır. Yeni psikolojide doğu mistisizmin ve İslam tasavvufunun insana faydalarından yararlanılmaya çalışılmaktadır. Zaten İslam ve diğer doğu mistisizminin hedefi egosunu-kendini aşan birey-nefs ötesi insan yetiştirme gayretindedir. Hedonizm ve ego tatmini peşinde koşan Batı bu  yolun ortaya koyduğu problemler karşısında bunu yeni keşfediyor.

 

 

DEVAMINI YENİ BASILMIŞ OLAN KİTABIMIZDAN OKUYUNUZ , YORUMLARINIZI BEKLERİZ

 

Category: Genel

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

4.570 views