İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

LİBERAL EKONOMİ NE İŞE YARAR?

www.insanmedeniyeti.com

İnsanoğlu kaostan kaçınıp, problemsiz-sıkıntısız rahat bir ortam-düzen içinde yaşamak ister. İnsan problemlerinin temeline baktığımızda, temelinde insan bencilliğinin ve hırsının yattığı görülür. Elindekiyle yetinmeyip, her şey benim olsun, en büyük ve en güçlü ben olayım hırsına kapılanların, doymak bilmez hırslarını tatmin etmek için yaptığı faaliyetler, problem ve sıkıntının kaynağı olmuştur. Bu düşünceyi kendine hedef alan insanlar yüzünden insanlık tarihi talanlar, katliamlar, işgaller ve savaşlarla doludur.

Bu yüzden insanlığa harcanması gereken kaynaklar silahlanmaya ve ordulara harcanmıştır. İnsanlık son üç asırdır süren özgürlük ve insan hakları mücadelesiyle, güçlünün yönetimi elinde tuttuğu feodal yönetimleri yıkarak, yönetimi halkın kendisi ele almıştır. Böylece yönetim sorunu görünür de önemli bir problemden kurtulmuş oldu. Ancak insan hayatının asli ihtiyaçlarının temin edildiği bir de ekonomik hayat var. Yeni yönetimle insanların ekonomik hayatlarının önündeki engeller de büyük ölçüde kaldırılmıştı. Geçmişteki Feodal yönetimler ırk ve din birliğine dayandığından, sadece yönetimi elinde tutanlar ve bunlara yakın olanların ekonomileri büyümeye açıktı. Aydınlanma ile müdahale etmeyin “laissez-fire-laissez-passez” “bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler” diye herkesin eşitçe yarıştırıldığı “KAPİTALİZM VEYA SERBEST PAZAR EKONOMİSİ” geliştirildi. Bu ekonomik sistemde kuralları belirleyici tek kural “ARZ-TALEP” ti ve ekonomi, “sınırsız insan ihtiyaçlarının, sınırlı ve kıt kaynaklarla en iyi şekilde nasıl giderilebileceğini inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlandı. “İnsan ihtiyaçları sonsuz” diyerek körüklenen tüketim ve rekabet ortamında büyüme yeni ekonomik modelin itici gücü olarak belirlendi.

Eşitlik mi adalet mi?
Şimdi bu ekonomik anlayışın ne kadar insani, yani insanın özgürce ve sıkıntısız mutlu bir hayat sürme hedefine uymakta olduğuna bakalım. Bakalım, problemin kaynağı olan “insan hırsının önünü kesilip, hâkimiyetin güçlü olanın eline geçmesini” ne kadar engellemektedir. Önce şu an büyük kandırmacayı iyi görelim. Bir kere herkesin eşit şartlarda yarıştığı bir yarışın galibi daha baştan bellidir ve yarışı güçlü olanlar kazanacaktır. Çünkü eşit özelliklere sahip olmayan insanların eşit şartlarda yarıştırılmaları daha başlangıçta en büyük eşitsizlik, en büyük adaletsizliktir. Her şeyin değerinin arz-talebe bağlı olarak belirlendiği bir sistemde zaten haktan bahsedilemez.  Bir şey kıt olduğunda değerinin artması, bol olduğunda değerinin düşmesi, nesnenin kendi özelliklerinin kaynaklanan hiç bir değerinin olmaması demektir. Bu açıdan Liberal Ekonomiye sahip ülkelerde ücretlerin yüksek oluşu, insan emeğine verdikleri değerden değildir. Ayrıca bu sistemin tek hedefi kıt kaynakları ele geçirip en büyük olmak olduğu için, insan hırsını sınırlamak yerine daha da kamçıladığı ortadadır. Bu sistemde ekonomik gelişme, daima bir önceki yıla göre daha fazla büyümeyi hedef aldığından, tirilyonlara sahip olsan bile, bir önceki dönemi geçemediysen haline şükretmek diye bir şey yoktur. Kendi şehrin, bölgen, ülken yetmez, küresel boyutlara ulaşman ve diğer rakiplerini yok etmen gerekir.

Silahlanmanın sebebi
Ekonomik faaliyetlerin asıl hedefi “ihtiyaçları karşılamak ve geliştirmek” olmadığından bir türlü sonu gelmek bilmez büyüme peşinde işkolik olan insanlar, kendilerine çevrelerine ve asıl insani faaliyet olan diğer sosyal aktivitelere vakit ayıramayacaktır. Bu açıdan insan faaliyetlerini hayati-maddi ve sosyal faaliyetler olmak üzere iki ana sınıfa ayırabiliriz. Telefon uçak gibi teknolojik gelişmelerle zamanın kısalmasına rağmen hala çevreye ayıracak vaktimiz yoktur. Herkes kıt kaynakları bir an önce ele geçirme mücadelesinde birbirinin rakibi yapıldığından, zaten haktan ve dayanışmadan söz etmek mümkün değildi. Tek değer ölçüsü her şeyde “BÜYÜK VE GÜÇ SAHİBİ” olmaktır. Bu gücün ölçüsü de maddi zenginliktir. Bu gidişin sonunda demokrasi ve liberal ekonomi, insan ihtiyaçlarını karşılayan kaynakların belli güçlerin ellerinde toplanmasına ve dünyamızın belli küresel güçlerin eline geçmesi yol açacaktır. Tam bir feodal zihniyet olan bu düşünceden dolayı insanlığın yararına harcanması gereken kaynaklar hala silahlanmaya harcanmaktadır. Çağdaş uygarlık diye övünülen bu medeniyeti işte bu yüzden hala düşmanlıklar üretmektedir.

Ekonomik sistemi yeniden kuralım
Liberal ekonominin bütün bu olumsuzluklarından kurtulmak için, önce onun dayandığı ana temeli değiştirmemiz gerekir. Ana değer olarak KAPİTAL yerine İNSAN alınmalıdır. İnsanı Kapitalin değil, Kapitali insanın hizmetine sunmayı ve insanı yaşatılması hedef alınması gerekir. Ekonomik faaliyetlerin temeline hırsı körükleyen “İnsan ihtiyaçları sonsuz kaynaklar sınırlıdır” hedefi yerine “İnsan ihtiyaçlarını karşılama ve geliştirmek”  ve ekonominin hedefini birilerinin mal biriktirme hedefine hizmet etmek yerine, “insanlığa hizmet” yönüne çevirebiliriz. Ne insan ihtiyaçları sonsuzdur ne de kaynaklar kıttır. KITLIK, DOYMAK BİLMEZ HIRSLARINI TATMİN ETMEK İSTEYENLERİN, İHTİYACINDAN FAZLA SERVET YIĞMASIYLA OLUŞMAKTADIR. Kıtlığı oluşturan bu ekonomik sistemdir. Hedef “insanlığa hizmet” olursa, şimdi değer gördüğümüz birçok şeyin zarar olduğu dostluk, namus, dayanışma gibi değersiz görülenlerin de son derece değerli bir hale dönüşeceği görülecektir. Servetin daha hakça paylaşımı düzenlenecek ve belirli ellerde toplanmasının önüne geçilecektir. Dünyanın en büyük zenginleri olan bazı küresel güçlerin servetlerinin şu an 2 trilyon doları geçtiğinden bahsedilmektedir. Bu serveti Türkiye nüfusuna bölersek kişi başına 30 bin dolar milli gelir etmektedir. Yani bu varlığı şu anki (2012) nüfusumuza eşit dağıtsak 70 milyon nüfusun milli geliri 3 kat daha artacaktır. Üstad Cemil Meriç liberalizmin eşitliğini ve özgürlüğünü ne güzel tanımlamış; “liberalizm, hür bir kümeste, hür bir tilki ile hür bir tavuk.”  Darwinin vahşi tabiat kuralı olan doğal seleksiyonun “güçlü ayakta kalır, zayıf yok olur” kuralını insan hayatına layık görüp, müdahale etmeyin “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” demek, gerçekte “bırakınız öldürsünler, bırakınız ölsünler”  demektir. Bu anlayışta değil sadece zayıfların yok olup gitmesi, güçlülerinde birbirlerini yok etmesine yol açmaktadır. Böyle bir sistemde sonucun ne olacağını siz düşünün artık. Son iki dünya savaşında zayıflardan çok güçlüler yok olmadı mı? KITLIĞI, PROBLEMİ VE ÇATIŞMAYI bu ekonomik model üretmektedir. Demokrasi ve insan hakları bu ekonomik sistem var oldukça tam bir aldatmacadır. Asıl düzenlenmesi gereken ekonomik sistemin temelleridir. Demokrasi ve insan haklarında samimi olmadıklarından ve bunları küresel hâkimiyetleri için kullandıklarından, kendilerine yakın dikta yönetimlerine her türlü desteği verenler, kendi yayılmacılıklarına karşı çıkanları da demokrasi ve insan haklarıyla tehdit etmektedirler. Son Davos zirvesinde “Ekonomik teorilerin tamamen yeniden düşünülmesi” çağrısı yapan Soros, (BBC-29.01.2011) bilmem bu tekliflerimize ne der.

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

16.174 views