İnsan ve Medeniyet

Liberal Kapitalist EGO'nominin Eleştirisi

ÇATIŞMASIZ BİR DÜNYA KURMAK

 

Yazımızın başlığı çok büyük bir iddia taşımaktadır. Böyle bir konu öyle kısacık bir anlatımla çözülecek gibi değildir.

Biraz uzun olacak ama bu makalemizi sabırla okusanız önemli şeyler anlatıldığı görülecektir.

İnsanlık tarihinde son iki asırda her alanda çok büyük ilerlemeler olmuştur. Yönetim ve ekonomi alanında Kapitalizm ve Komünizm olmak üzere birbirlerine alternatif iki büyük sistem ortaya çıkmıştır. Özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde komünizmin yıkılışından sonra, Batı Medeniyetinin bir ürünü olan kapitalizm dünya üzerinde rakipsiz kalmış ve insanlık için tek geçerli ekonomik sistem olarak kendisini kabul ettirmiştir.     Aslında bu iki sistem de hem yönetim, hem de ekonomik model olarak hiç yoktan ortaya çıkmamıştır. İnsanlık tarihinde bu anlayışlara yakın uygulamalar çeşitli zaman dilimlerinde var olmuştur. Özellikle Kapitalizm’in dayandığı serbest pazar anlayışı insanlık tarihinde daha yaygın olarak uygulana gelmiştir. Şu anda sistem olarak çökmüş gibi görünen Komünizm, aslında fikri tutarsızlıklarından dolayı çökmemiştir. Krize girip çökertilen Komünizm, aslında burjuvalaşan komünist yöneticiler tarafından kasıtlı çökertilmiştir. Nasıl geçmişte bazı toplumlarda uygulandıysa, gelecekte de bazı bölgelerde tekrar karşımıza çıkabilir. Aslında Kapitalizm’in dönem dönem yaşadığı krizler Komünist sitemin yaşadıklarından aşağı kalır yanı yok. Ancak bu sistem kendisini yenileyerek aldığı bazı yeni önlemlerle varlığını her türlü olumsuzluklara rağmen hala sürdürmektedir. Bir de halkın gazını alan demokratik seçim sistemi sayesinde, beğenilmeyen lideri değiştirilmesi sistemin sigortası gibi işlemektedir. İşte Çin, Komünizm’in bazı yönlerini revize ederek bu sistemle ABD’yi bile tehdit eder oldu.  Mesele yanlışta ısrar etmemek değişen şartlara göre kendini geliştirmektir. Kapitalizm de eski vahşi Kapitalizm anlayışından daha Liberal bir yapıya doğru kaymıştır.

Lafı çok uzatmayalım. Eğer amaç ekonomik kalkınma ise; bir ülke Kapitalist Ekonomi ile de Komünist Ekonomi ile de, Faşist Ekonomi ile de ve Ortadoğu’da olduğu gibi zengin kaynaklara sahip olunduğunda, şeyhlik, krallık hatta Japonya’da olduğu gibi Feodalizm’le de ekonomik olarak kalkınabilir ve zenginleşebilir. Bunun bir sürü örneği vardır. Faşist yönetim olarak nitelenen Hitler Almanya’sı, eski feodal imparatorluk devamı olan Japonya, ekonomik olarak son derece kalkınmış bir ülkelerdir. Hele Japonya kendi kültürel değerlerini koruyarak, Batı Medeniyeti’nin fikri, kültürel, yönetim akımlarına kapılmadan, yani BATILILAŞMADAN kalkınabilmiştir. Maksat sadece ekonomik zenginlikse öyle fazla çalışmaya gerek te yok, sömürgecilik döneminde olduğu gibi başka ülke zenginliklerinin sömürülmesi ile de bu iş gerçekleşebilir. Amaç sadece ekonomiden ibaretse, işini doğru yaptıktan sonra (Bilgi, teknoloji ve pazarlama işi), bunun dini, imanı, fikri yoktur ve rejimi, ekonomik yönetim sistemi çok önemli değildir.

Maalesef iki asırdır ülkemizde ve dünyada, Batı’nın da zorlamasıyla, bu işin, sistem ve kültür değişimiyle olacağı saplantısı yaratılmış ve körü körüne devlet eliyle bir batılılaşma zorlaması yaşanmış, toplumda devlet-millet çatışması sürmüş, devlet eliyle dayatılan bu değişime toplum direnç göstermiştir. Bu yüzden ülke insanlar kamplara ayrışmış ve bir sürü zaman boşa harcanmıştır. Belki çok büyük bir iddia olacak ama iki asırdır dünyada tek doğru kabul edilen Batı düşüncesi, felsefesi, sosyolojisi, demokrasisi içinde insanlık için insanın problemlerinin çözümünde bir işe yarayacak ancak 2, evet yanlış okumadınız 2 adet eser üretilmiştir. Birincisi Marks’ın “Kapital”i, diğeri ise bir roman olan “Polyanna”dır. Özellikle özgürlük adı altında, egoizmi meşrulaştırarak, insanları birbirine düşüren, birliği beraberliği ve dayanışmayı öldürecek yüzlerce fikir üretmişlerdir. Diğer sosyolojik ve fikri eserlerse, mevcut durumun tespitinden başka bir işe yaramaz. Kültür olarak alınacak ciddi bir şey de yoktur. Ünlü fikir adamımız Cemil Meriç, “Batı’nın izmleri idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir” derken bu durumu çok iyi anlatmaktadır.

Bilim ve teknik konusunda sözümüz yok, onlar evrensel başarılardır. Bir yönetim biçimi olan “halkın seçimi” yeni bir sistem değildir. Adam gibi insan olmadıkça seçiminde getireceği çok şey yoktur. Eskiden bir kralın ekibi baştaydı, şimdi her seçimde başa geçen yeni kralları beslemekle uğraşıyoruz. Adil bir kral, günümüz birçok demokrasilerine beş çekebilir. Adaletli bir paylaşmanın olmadığı bir sistemin adı ne olursa olsun feodaliteden farkı yoktur. Hepsinde ortak özellik, güçlü olan haklıdır. İşin aslı olan bilim, teknoloji ve ekonominin dinamiklerine fikri çatışmalar kadar önem verilmediğinden boş yere zaman kaybı ve çatışma yaşanmıştır. Burada Batı’nın yeni niyetinin; sona eren fiili emperyal dönemi, dünya çapında bir küreselleşme ile sürdürme çabasında olduğunu anlamak gerek. Diğer toplumlar üzerinde bütün çabaları, ilerlemenin ancak kendileri gibi bir kültür ve yönetim tarzıyla olacağına inandırmaktır. Yani bütün insanları kendilerine benzetmeye çalışmaktadırlar. Ülkeleri İşgal ederek sürdürdükleri emperyalizm yürümeyince, bu işi kültür emperyalizmiyle yürütmektedirler. Son yıllarda bu konuda en büyük fikri silahının demokrasi, insan hakları ve özgürlükler olduğunu iyi anlamalıyız. Bakmayın siz o AB’ye ortaklık için getirilen Kopenhag ve Maastricht Ekonomi ve Yönetim Kriterlerine. Baltık Cumhuriyetleri, Romanya ve Bulgaristan gibi ayni kültüre sahip ülkelere gelince hiçbir kriter tanımamalarının ardında bu anlayış yatmaktadır.  

Kapitalizm’in temeli olan, “Egoist insan hırslı olur ve çok çalışır, bir şeyler kazanır ve diğer insanlara da bunlardan bir pay düşer” mantığı ile varılan nokta; bütün dünyanın, güç sahibi bir iki egoist devlet veya şirket tarafından talan edilmesi ve milyonlarca insanın katledilmesiyle sonuçlanan iki dünya savaşı olmuştur. Bu çarpıklığı kimse medeniyet diye yutturamaz. Kimse Hitler’i günah keçisi yapmasın. Bu anlayışın zirve noktası Hitler gibi olmaktır. Bu katliamlardan alınan derslerle, bir takım iyileştirmeler yapılmış olsa da, şu an dünyamızda bu anlayışın yetiştirdiği binlerce Hitler aramızda yaşamaktadır. Ancak yeni modeller daha sinsi hegemonya peşindeler. Bu durum egoist anlayışın kaçınılmaz sonucudur. Egoizmin zirvesi, bütün gücü ele geçirip Tanrı gibi olmaktır ve herkese hükmetmektir. Yani geçmişte ki imparatorluklar, krallar gibi. Birçoğu kendini Firavun gibi tanrı ilan etmemiş miydi? Yani sorun sitem değil insandır, insanın yetiştirilmesidir ve bu konuda da Batı Medeniyetinde yetiştirilen örnek model insan tipi Hitlerdir.

Bugün alternatifsiz olduğu iddia edilen Batı Medeniyeti’nin bir ürünü olan Kapitalizm, insan egoizmini esas alan bir sistemdir.  İnsan egoizminin önünü açtığından insanlar arasında daha fazla kabul görmüştür. Batı kültüründe olduğu gibi  “KAZAN VE KEYFİNCE YAŞA” sloganı ile insan yetiştirirseniz ve bu insanın karnını iyi doyurabildiğiniz (yeterli ücret) ölçüde kapitalist sisteminiz uzun yaşar. Zaten alternatifiniz olan komünist sistem de farkında olmadan, bu ana tema üzerine insanını yetiştirdiği için; egonun tesirinde yetişen insan da Sovyetlerde olduğu gibi zenginleştikçe yani burjuvalaştıkça, kendi sistemi olan komünizmi kendi elleriyle yıkar. Çin’i bekleyen akıbet te budur. Zaman var henüz daha milli gelirleri çok düşük ve daha doğu felsefesi olan “Bir lokma bir hırka” anlayışından kurtulup “Keyfince yaşa” anlayışına yeni geçiyor. Yani daha yeterince burjuvalaşmadılar. Yani insanlar fakirleştikçe komünistleşir, zenginleştikçe kapitalistleşirler. Bu gün dünyamızda, sahip oldukları servetleri Çin halkının milli geliri kadar olan insanlar varken ve bunların gözü hala daha fazla servetteyken, dünyada açlıktan ölecek daha çok ülke ve insan olacak, bu kavga da bitmeyecektir. Sadece 2010 yılında obeziteden ölen insan sayısı açlıktan ölenlerin 3 katıysa bu çarpıklık karşısında “KRAL ÇIPLAK” diye haykırmak için bu çalışmayı yaptık.

İnsanoğlu dünyada mutluluğu arar. Bunun temel şartı da çatışmasız bir dünyada iyi şartlarda yaşamaktır. Bizce insanlık için önemli olan rejim, sistem, din, iman ve ekonominin ötesinde asıl olan “ÇATIŞMASIZ MUTLU BİR DÜNYA” hedeflemektir. İyi de dünyaya tek geçerli sistem olarak sunulan ve asıl amaçları doymak bilmez egoları tatmin etmek olan Kapitalist sistemle  “Kavgasız çatışmasız mutlu bir dünya” nasıl kurulacaktır. Bunun için önce çatışmanın temelinde “EGOİZM” yattığı anlamamız ve egoizmi meşrulaştırmaktan vazgeçmeliyiz. İnsanlık tarihi boyunca çatışmaların temelindeki asıl sorunların kaynağı budur. Sistemi insan kurar ve insanı kanun değil yine insan yönetir. İşin başı bu ideallere göre uygun “SADECE KENDİ İÇİN DEĞİL, HERKESE ADİL PAYLAŞIMCI VE GÜVENİLİR” insanı yetiştirmektir. Hedef adil insan yetiştirmek olmalıdır. Egosunun peşinde koşacak tek amacı “Kazanmak” olan “tüketim kölesi” değil. İnsana hayatını sürdürmek için, eskilerin deyimi ile “Bir lokma bir hırka”, yani İHTİYACI KADAR tüketmek yeterlidir. Binlerce insana yetecek kadar biriktirmenin önüne geçilmelidir. İşte çatışmasız bir dünya arzulayan bir medeniyetin amacı bu insan olmalıdır ve amacı insan olan bu medeniyet “İNSAN MEDENİYETİ” olarak anılmayı hak eder. Bu anlayış ta Batı’da değil bizim fikir ve inanç dünyamızda vardır. İşte bu yüzden kalkınmamızda insan ve maddeye bakışımızı, Batı düşüncesi ile değil, kendi inanç ve fikir dünyamız üzerine kurmalıyız. Son Batı Medeniyeti dışında, kendilerine göre ilkellikle karalamaya çalıştıkları Konfüçyüs, Buda, Sokrat gibi düşünürler ve bütün semavi din peygamberlerinin hepsi amacı bu tür insan yetiştirmekti. Bunların medeni-aydın diye yetiştirmekle övündükleri iki insan, bir yuvada bile bir arada geçinemezken bu anlayıştan sağlıklı bir toplum beklememeliyiz.  İki ego uzun zaman birbirine tahammül edemez, bir birlerine rakip olur, çabuk bıkar.

Category: Genel

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*


*

2.460 views